Hatır Hiç Edilmişse Tavır Elzemdir, Kelam Kifayetsizse Sükût Erdemdir
Değerli Okurlar,
İnsan hayatında bazı kırgınlıklar vardır; bağırarak değil, susarak anlatılır. Bazı vedalar vardır; kapılar çarpılarak değil, gönüller sessizce kapatılarak yapılır. Ve bazı insanlar vardır ki onlara ne kadar anlatırsanız anlatın, kelimeleriniz karşılık bulmaz.
İşte tam da böyle zamanlarda insanın kendisine sorması gereken bir soru vardır:
“Hatırım hiç edilmişse hâlâ neden kendimi anlatmaya çalışıyorum?”
Hatır, yalnızca birini tanımak veya geçmişte yaşananları unutmamak değildir. Hatır; verilen emeğin, paylaşılan ekmeğin, geçirilen yılların, gösterilen sadakatin ve kurulan gönül bağının kıymetidir.
Bir insan sizin hatırınızı gözetiyorsa, aslında size şunu söylüyordur: “Senin bende bir yerin var.”
Fakat hatır sürekli hiçe sayılıyorsa, iyilik unutuluyor, fedakârlık değersiz görülüyor, vefa karşılıksız bırakılıyorsa insanın yapması gereken her zaman daha fazla konuşmak değildir.
Bazen tavır elzemdir.
Ancak tavır göstermek; kavga etmek, kırmak, hakaret etmek veya intikam almak değildir. Asıl tavır, insanın vakarını muhafaza ederek mesafe koyabilmesidir.
Çünkü her kapının önünde beklenmez. Her gönle kendini kabul ettirmek için uğraşılmaz. Her yanlış anlaşılma düzeltilmeye çalışılmaz. Ve herkese haklı olduğunuzu ispat etmek zorunda değilsiniz.
İnsan bazen anlatmaktan yorulur. Aynı sözü tekrar tekrar söylemenin, aynı hakikati defalarca açıklamanın hiçbir şeyi değiştirmediğini görür.
İşte orada kelam kifayetsiz kalır. Ve sükût başlar.
Fakat sükût acizlik değildir.
Sükût, söyleyecek sözü olmadığı için susmak değildir. Bazen insanın söyleyecek çok şeyi vardır; fakat söylenecek kişinin artık o sözleri anlayacak gönlü kalmamıştır.
O zaman susmak yenilgi değil, iradedir.
Tasavvuf ehlinin üzerinde durduğu edep de biraz burada gizlidir. İnsan her bildiğini söylemek zorunda olmadığı gibi, her söylenene cevap vermek zorunda da değildir. Çünkü gönül olgunlaştıkça insan, her mücadeleyi kazanmanın gerekli olmadığını öğrenir.
Bazı mücadelelerden çekilmek kaybetmek değildir; kendini korumaktır.
Hayat bize zamanla şunu öğretir: Kıymetimizi bilmeyene kıymetimizi anlatmaya çalışmak, insanı yorar. Vefasız olana vefayı tarif etmek, insanı tüketir. Anlamak istemeyene kendimizi anlatmak ise çoğu zaman gönlümüzü incitir.
Bu nedenle bazen en doğru cevap mesafedir. Ne kin tutarak… Ne beddua ederek… Ne de intikam peşinde koşarak… Sadece sessizce geri çekilerek.
Çünkü insanın vakarını koruması da bir ahlaktır.
Unutmamak gerekir ki sükût her zaman küslük değildir. Bazen sükût, insanın iç dünyasında verdiği en büyük karardır:
“Artık kendimi anlatmayacağım.”
İşte bu noktadan sonra insan başkalarının kendisini anlayıp anlamamasıyla değil, kendi vicdanının huzuruyla ilgilenmeye başlar.
Belki de olgunluk tam olarak budur. Her söze cevap vermemek… Her kırgınlığın hesabını sormamak… Her vefasızlığı yüzüne vurmamak… Ve gerektiğinde, ardında kötü söz bırakmadan yürüyüp gidebilmek.
Çünkü bazı insanlara verilecek en ağır cevap öfke değil, mesafedir. Bazı meselelerin en güzel açıklaması kelimeler değil, zamandır. Bazı kırgınlıkların en vakur karşılığı ise sükûttur.
Velhasıl;
Hatır hiç edilmişse tavır elzemdir.
Kelam kifayetsizse sükût erdemdir.
İnsan bazen konuşarak değil, susarak kendisini anlatır. Bazen kalmakla değil, gitmekle değerini hatırlatır. Ve bazen en güzel söz, hiç söylenmemiş olandır.
Çünkü gönül ehli bilir:
Sözün kıymet görmediği yerde sükût, insanın hem vakarını hem de gönlünü koruyan en zarif perdedir.
Zafer Terkeşli



Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.