Ölümü Hatırlamak, Hayatı Düzeltmek

“Lezzetleri yıkan ölümü çokça anın.” Peygamber Efendimiz’in bu sözü, insanı hayattan soğutmak için değil; hayatın kıymetini unutmamak için söylenmiş derin bir hatırlatmadır. Ölümü düşünen insan, elindekilerin geçici olduğunu bilir; kırdığı gönülleri, haksızlık ettiği insanları ve ertelediği iyilikleri yeniden gözden geçirir. Tirmizî’de yer alan rivayette bu söz, ölümü hatırlamaya bir davettir.

Kur’an’ın hatırlattığı gerçek de açıktır: “Herkes ölümü tadacaktır.” Âl-i İmrân suresinin 185. ayeti, dünya hayatının aldatıcı geçiciliğine dikkatlerimizi çeker; insanın yaptıklarının karşılığını bulacağını ifade eder. Hadîd suresinin 20. ayeti ise dünya hayatını gelip geçici bir süse, bir yarışa benzetir.

Öyleyse şu soruyu kendimize sormanın vaktidir: Bu fani âlemde, avuç içi kadar bir ömür için kötülük yapmaya değer mi? Bir anlık öfke uğruna kardeşliği yıkmaya, menfaat uğruna kul hakkına girmeye, birkaç kuruş fazla kazanmak için vicdanı susturmaya değer mi? Gün gelir, bugün uğruna kalp kırdığımız makam da, servet de, öfkemizi besleyen tartışma da geride kalır. Geriye, insanların gönlünde bıraktığımız iz ve Allah katında yaptıklarımız kalır.

Ölümü hatırlamak, karanlığa kapanmak değildir. Tam tersine, vakit varken özür dilemek; haksızlıktan vazgeçmek; yetimin, yoksulun, komşunun hakkını gözetmek; sevdiklerimize sevgimizi söylemek demektir. Çünkü ölüm, “Sonra yaparım” dediğimiz nice şeyi elimizden alabilir. Bugün barışmak mümkünken yarına bırakmak, bugün iyilik edebilecekken beklemek, ömrün bize sınırsızca verilmiş olduğunu sanıp kocaman bir yanılgıya düşmektir.

İnsan bazen dünyanın telaşında kendini ölümsüz sanıyor. Oysa bir haber, bir telefon, bir veda bütün hesapları değiştirebiliyor. Bu yüzden ölümü anmak, umutsuzluğun değil, uyanışın kapısıdır. Bize zamanın emanet olduğunu; her günün, her sözün ve her davranışın bir anlam taşıdığını hatırlatır.

Öyleyse kötülüğün değil iyiliğin, kinin değil affın, bencilliğin değil merhametin peşinden gidelim. Madem bu dünya kısa, onu birbirimizi inciterek daha da daraltmayalım. Ölümün hatırlattığı en güçlü soru belki de şudur: Ömrümüz bittiğinde, ardımızdan nasıl bir insan diye söz edilmesini isteriz?

Bu yazı toplam 135 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bilal Yıldız Arşivi