Bedre Melekler Tepesinden bir bakış
Bedir… Bir çöl kasabası adı olmaktan çok, insanlık tarihinin en derin muhasebelerinden birinin yapıldığı yerdir. Takvimler hicretin ikinci yılını gösterirken, sayıların değil niyetlerin, silahların değil teslimiyetin konuştuğu bir meydan kurulur. Bugün Bedir’e, hayalen de olsa, tepeden bir bakış atalım. Rivayetlerin diliyle söyleyelim: Meleklerin baktığı yerden.
O tepeden bakıldığında görülen şey, iki ordunun dizilişi değildir yalnızca. Görülen, insanın iç dünyasındaki savaşın yeryüzüne yansımış hâlidir. Bir tarafta güç, kibir ve “biz yaparız” diyen nefis; diğer tarafta ise imkânsızlıklar içinde “Allah yeter” diyen bir teslimiyet. Bedir’i Bedir yapan da tam olarak budur.
Kur’an, Bedir’i anlatırken zaferi sayılara bağlamaz. Aksine, “siz zayıftınız, Allah size yardım etti” hatırlatmasını yapar. Bu, tarihsel bir bilgi olmanın ötesinde, her çağ için geçerli bir ilkeyi ortaya koyar: Gerçek güç, nefsin şişkinliğinde değil, nefsin terbiye edilmiş hâlindedir.
Bugün Bedir meydanına bakarken sormamız gereken soru şudur: Biz hangi taraftayız? Silahımız yok belki ama iddialarımız var. Ordumuz yok ama egomuz kalabalık. Bedir’de nefis, müşrik ordusunun saflarında duruyordu; kibirle, gösterişle, haklı olma tutkusu ile. Müminlerin safında ise nefsin dizginlenmiş hâli vardı: Az konuşan, çok dua eden, sonucu Allah’a bırakan bir duruş.
Nefisle mücadele, çoğu zaman dış düşmanla mücadeleden daha zordur. Çünkü nefis, insanın içinde konuşur; onun sesi, kendi sesi gibi gelir. Bedir’de meleklerin yardımı, sadece kılıç sallamak için değildi. Asıl yardım, kalplere sekinet indirilmesi, korkunun yerini güvenin almasıydı. Bu da bize şunu söyler: İlahi yardım, önce iç dünyada başlar.
Modern insanın Bedir’i nerede? Bir makam teklifinde, bir haksız kazanç fırsatında, bir öfke anında, bir susması gereken yerde konuşma arzusunda… Bedir, her gün yeniden kurulan bir meydandır aslında. Taraflar değişmez; sadece sahne değişir.
Meleklerin baktığı yerden bakabilirsek eğer, kendi hayatımızdaki Bedirleri daha net görürüz. O zaman anlarız ki zafer, her zaman kazanmak değildir; bazen vazgeçmektir. Her zaman konuşmak değil, susmaktır. Her zaman haklı çıkmak değil, hakkın yanında durmaktır.
Bedir, bize şunu öğretir: Nefis yenilmeden hiçbir meydan kazanılmaz. Ve hiçbir meydan, kalpte kazanılmadan tarihe yazılmaz. Bugün Bedir’i anmak, sadece geçmişi yâd etmek değil; nefsimizi hesaba çekmektir. Çünkü asıl muhasebe, meleklerin baktığı tepede değil, insanın kendi kalbindedir.



Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.