Bayramın Hüzne Dönüşen Sessizliği

Bayram…
Bir zamanlar mahallelerin çocuk sesleriyle uyandığı, kapıların ardı ardına çalındığı, büyüklerin ellerinin saygıyla öpüldüğü, sofraların bereketle dolduğu mübarek günlerdi bayramlar. Bayram sabahı yalnızca bir günün başlangıcı değil, gönüllerin yeniden buluştuğu bir rahmet mevsimiydi.

Oysa bugün aynı bayram sabahlarına bakınca insanın kalbinde tuhaf bir hüzün beliriyor.
İletişim araçlarının hiç olmadığı kadar çoğaldığı bir zamanda yaşıyoruz. Ama ne gariptir ki insanlar hiç olmadığı kadar yalnız. Sosyal medya ekranlarında binlerce insanla bağlantı kurabilen modern insan, kapı komşusunun kapısını çalmayı unuttu. Mesajlarla kutlanan bayramlar, yerini sessiz evlere ve yalnız kalplere bıraktı.

Bir zamanlar bayramın ruhunu oluşturan ziyaret kültürü yavaş yavaş hayatımızdan çekiliyor. Oysa bayram; büyükleri hatırlamak, akrabaları ziyaret etmek, kırgınlıkları unutmak ve gönülleri bir araya getirmek için verilmiş ilahi bir nimettir.

Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz bizlere şöyle emreder:

“Allah’a kulluk edin, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın; ana-babaya, akrabaya, yetimlere ve yoksullara iyilik edin.” (Nisâ Suresi, 36. ayet)

Bu ilahi çağrı bize yalnızca ibadeti değil, insan ilişkilerindeki sorumluluğumuzu da hatırlatır. Çünkü İslam’da ibadet yalnızca namaz ve oruçtan ibaret değildir; gönül almak da ibadettir, akrabayı ziyaret etmek de ibadettir, yalnız bir insanın kapısını çalmak da ibadettir.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ise sıla-i rahmin önemini şu sözleriyle dile getirir:

“Kim rızkının genişletilmesini ve ömrünün bereketli olmasını isterse akrabalık bağlarını gözetip korusun.”

Demek ki bereket yalnız kazançta değil, ilişkilerde saklıdır. Akrabalarla kurulan bağlarda, ziyaretlerde ve paylaşılan sofralarda gizlidir.

Ne var ki modern hayatın telaşı içinde bayramlar bazı insanlar için sevinç değil, yalnızlığın daha derinden hissedildiği günlere dönüşebiliyor. Özellikle yaşlılar, kimsesizler ve gönlü kırık insanlar için bayram bazen kapısı çalınmayan uzun bir bekleyiştir.

Bir düşünelim:
Kaç yaşlı anne baba bayram sabahı çocuklarının yolunu gözlüyor?
Kaç yalnız insan bir kapının çalmasını umut ediyor?

Bayramın gerçek anlamı işte tam burada gizlidir. Bir kapıyı çalmak, bir gönlü hatırlamak, bir yetimin başını okşamak… Belki de bayramın en büyük ibadeti budur.

Bir başka acı gerçek ise şu: Artık insanlar bir araya geldiklerinde bile birbirleriyle değil, telefonlarıyla meşgul oluyor. Aynı sofrada oturup farklı ekranlara bakıyoruz. Sohbetin ve muhabbetin yerini sessiz parmak hareketleri aldı.

Oysa Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem müminlerin birbirine bağlılığını şöyle anlatır:

“Müminler birbirlerini sevmekte ve merhamet etmekte bir vücut gibidir.”

Bir vücudun organları birbirinden koparsa hayat nasıl devam edemezse, toplum da merhamet ve kardeşlik bağlarını kaybettiğinde huzurunu kaybeder.

Üstelik sohbetlerimizin çoğu zaman gıybet ve faydasız sözlere dönüşmesi de ayrı bir yaradır. Kur’an’ın gıybet için yaptığı o çarpıcı benzetme her zaman kulaklarımızda çınlamalıdır:

“Biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?”

Bayram günlerinde mümine yaraşan
Bir mesaj göndermek yerine bir kapı çalmak…
Bir paylaşım yapmak yerine bir gönül almak…
Bir fotoğraf paylaşmak yerine bir yaşlıyı sevindirmek olmalıdır.

Çünkü bayram; takvimde yazan bir gün değil, kalplerde yaşanan bir buluşmadır.

Ve unutmayalım:
Gerçek bayram, bir başkasının yüzünde tebessüm olabildiğimiz gündür.

Bu yazı toplam 127 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bilal Yıldız Arşivi