TÜRKÇE VE ÇOKDİLLİLİK
İsviçre toplumsal doğası gereği çok dilli bir ülkedir. Ülkenin toplumsal bütünlüğü ve milli birliği her vatandaşının diğerini anlamasından geçmektedir. Bir taraftan çok dili ve çok kültürlü yapıyı muhafaza etmeye çalışırken diğer taraftan da farklılıklar içinde bir toplumsal bütünlük noktası yakalanmaya çalışılmaktadır. Bu nedenle ikinci dil de yabancı dil değil anadil olarak görülmektedir. Yabancı dil dendiğinde akla ilk gelen İngilizcedir, Fransızca ya da Almanca değildir.
Dil öğrenimi 2021 yılında hazırlanan “Lehrplan 21” adlı müfredat önerisinin en önemli kalemini oluşturmaktadır. Öyle ki son yıllarda teknolojideki değişim dil eğitimini iki farklı bağlamda sorgulamaktadır. Öncelikle yapay zekânın çeviri kabiliyetinin gelişmesi sanki farklı dilleri gereksiz kılacakmış algısı oluşturmaktadır. Dilin sadece konuşmadan ibaret olmadığı ve kültürel içeriğinin kelimelerden daha derin olduğu düşünüldüğünde gereksizlik algısı zayıflamaktadır. Dil, kültür ve tarih ayrılmaz birlikteliklerdir. Tarihsel bilince sahip olmadan ve kültürel uyumu yakalamadan dili kelimelerle konuşmanın büyük bir getirisi olmamaktadır.
İkinci sorun daha tartışmalıdır. Eğer dil konusu bu kadar çok dilliliğe doğru açılırsa eğitim hayatında gelişen teknolojinin beklentilerini karşılayacak derslere yer kalmamaktadır. Örneğin klasik anlamda matematik, fizik, kimya ve biyolojiden oluşan fen bilimlerine son yıllarda informatik de eklenmiştir. Fakat müfredatta devasa yer tutabilecek bir eklentiye rağmen diğer derslerden vazgeçilmedikçe ya da ağırlıkları azaltılmadıkça teknolojiye yer açılamamaktadır. Bu nedenle bazı kantonlarda ikinci anadil dersleri sorgulanmaktadır. Anadil yanında İngilizcenin yeterli olduğu inancı yaygındır.
Türk ailelerin Türkçe konusundaki hassasiyetleri ise dil yükünü daha artırır gibi gözükmektedir. Bu nedenle birçok ebeveyn, özellikle İsviçre’de doğup büyümüş olanlar çocuklarının dil yükünü azaltmak için Türkçeden vazgeçmekte ya da evde öğrendiği kadarını yeterli görmektedir. Dil yükünün atılmasıyla eğitim başarısının daha artacağı düşünülmektedir. Bu tarz düşünce birkaç noktada isabetli değildir.
Öncelikle çocuklar için ikinci dil ve diğer çok dillilik halleri zannedildiği kadar yük değildir. Hatta çoğu zaman zihinsel zenginliği de beraberinde taşımaktadır. Bu zenginliğin iki yolu bulunmaktadır; Ya ebeveynler çocuklarıyla tutarlı bir şekilde iki farklı dille aynı anda iletişimde bulunacaklar ya da evde anaokulu yaşına kadar sadece Türkçe konuşulacaktır. İlk durumda çocuğun zamanla iki dili de çok rahat konuştuğu fark edilecektir. İkinci durumda ise yaşanılan toplumda maruz kalınan dil ötelenerek eğitim hayatına başlamadan katmanlı bir şekilde iki dil de inşa edilecektir. Zira anaokulunda dile maruz kalan çocuklar anadillerine ne kadar hâkimseler yeni dillerine de o kadar hâkim olacaklardır. Üçüncü dil ikinci yerel dil ve yabancı dil olarak İngilizce de öğrenim hayatı içinde katmanlı bir şekilde üst üste inşa edilecektir.
Bu anlamda temel olarak Türkçe anadili anaokuluna kadar ne kadar sağlam inşa edilirse diğer diller binası da o kadar sağlam olacaktır. Böylesi birçok dilliliğin temeli Türkçe, direkleri ilk yerel dil, kolonları ikinci yerel dil ve duvarları da İngilizcedir. Çok dilliliğin çocuklar için zekâdan ziyade çaba işi olduğunu da unutmamak gerekmektedir. Çok dillilik gayret eden her çocuğun ulaşabileceği bir aşamadır.
Bir diğer konu da çok dilliliğin kültürel sermayeye katkısıdır. Bourdieu sermayenin parasal boyutunun küçük bir kısmı olduğunu söyler. Kişinin itibarının kazandırdığı sembolik sermaye ve tanıştıkları networkünün kazandırdığı toplumsal sermaye ve bildiklerinin kazandırdığı kültürel sermayesi de en az ekonomik geliri kadar önemlidir. Bu anlamda ekonomik geliri kısıtlı olanların diğer sermayeleri güçlü ise her daim yeni bir gelir düzeyine ulaşabilirler. Alanlarında uzman olanların, güçlü tanıdıkları olanların ya da itibarlı kişiliklerin gelir kaygıları daima ikincil olmuştur. Dil ve kültürel farkındalıklar da insanların sermayesine en önemli katkıyı sunmaktadır. Bu nedenle çok dillilik de bir kültürel sermayedir.
Son olarak Türkçe, ekonomik ilişkileri giderek güçlenen İsviçre-Türkiye arasında iletişim ağının gereğidir. Bazen İngilizce gibi her iki kültüre de yabancı olan dilin kuramadığı iletişimi yerel diller kurabilmektedir. Özellikle gelişen Türk ekonomisiyle birlikte Türkçe de kolay vazgeçilebilir bir dil olmaktan çıkmıştır. Siz de çocuklarınız için vazgeçmeyiniz. İsviçre çapında yüz elliye yakın okulda Türkçe anadil derslerimiz devam etmektedir. Size yakın olanı bulmak için Bern Eğitim Müşavirliğinin internet sayfasına girip “Türk Okulu Bul” butonuna basmanız yeterlidir. Zorunlu eğitim yaşındaki çocuklarınız için dersin olduğu saatte ve yerde öğretmenimizi bulup ücretsiz olarak Türkçe derslerine kayıt yaptırabilirsiniz.




Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.