Okul ve Eğitim
Antik Yunanlılar adaleti mümkün kılanın eğitim olduğunu düşünüyordu. Eğitilen insanların adil olacağı düşüncesi artık o kadar taraftar bulmasa da eğitim, insan hayatını biçimlendiren en önemli olgu olarak anlamını korumaktadır. Okul ise eğitim hayatımızın en önemli kurumudur. Günümüzde okul dediğimizde genelde yaygın öğretim kurumları akla gelse de tarih boyunca eğitim hem okula bağlı değildi hem de yaygın değildi. Toplumun elitlerinin okula ulaşma imkânı olduğu antik çağlardan sonra aydınlanma çağıyla birlikte iyi insan yetişmenin eğitimle mümkün olduğuna yeniden inanılmaya başlandı. Kapitalist modernizm ise eğitimi toplumu disipline etmenin en önemli işlevi olarak kodlamıştı.
Bugün ise okulsuz bir hayat neredeyse tahayyül edilemez boyuttadır. Her ne kadar aydınlanmacı özgürlüğün okulla mümkün olmadığı, okulun öğrencilerin kendi yeteneklerine yabancılaşmasının mekânına dönüştüğü eleştirileri yapılsa da okullar modern hayatımızın vazgeçilmezidir. Okulun günümüzdeki anlamını birkaç yıl önce salgın döneminde daha yakından idrak ettik. Bir taraftan gündelik hayatın koşuşturması, çalışma örgüleri ve çocuklarımızla ilişkimizi ya da mesafelerimizi yönetebildiğimiz aracı kurumsallık okuldur. Diğer taraftan öğrenme süreçlerinin örgütlenebileceği daha mümkün bir kurum da bulunmamaktadır.
Sosyal medya, enformasyon akışları, çevrimiçi dersler ve yapay zekâ öğrenme süreçlerine yardımcı olsa da okulun yerini alabilecek yapılar değildir. Zira okulda sadece bilgi birikimin aktarılması değil davranış kodlarının yani bizlerin adabı muaşeret dediğimiz kültürün de aktarılması söz konudur. Kültürel aktarım ise ancak yüz yüze eğitimle mümkün gözükmektedir. Bu nedenle okullarımızın mekânsal niteliklerinden müfredatlarına kadar iyi dizayn edilmesi gerekmektedir.
Okul, öğretmen, öğrenci ve yönetici üçgeninde ilişkilerin ve iletişimin örgütlendiği bir yapıdır. Eğitim programları ve müfredat bu yapının akışkanlığını sağlayan damarlarda akan kan gibiyken, okulun fiziki yapısı da beden gibi işlevsel ve sağlam olmalıdır. Aile ve çevrenin desteği de okulu güçlendirdiğinde ve okula güveni inşa ettiğinde bir kurum olarak okullar eğitimin en önemli ayağını oluşturma yeterliliğine sahip olmaktadır.
Galatı meşhur olmuş adıyla “Türk Okulları” olan anadil eğitimi de okula atfettiğimiz perspektifin dışında bir varlığa sahip değildir. İsviçre’de yaklaşık yüz elli sınıfta haftalık iki saat olmak üzere Türkçe anadil dersleri vermekteyiz. Fiziki mekânlarımız çocuklarımızın zaten devam ettiği okullardır. İsviçre eğitim sistemi gereği derslerin yapıldığı saatlerin dışında Türkçe eğitimlerimizin devam ettiğinden halen habersiz geniş bir vatandaş kesimimiz bulunmaktadır. Derslerimizi, Çarşamba günleri saat 13.00 sonrasında, Cumartesi günleri saat 10.00 gibi, diğer günler de saat 16.00 sonrasında yaşadığınız kasabanın bir okulunda vermekteyiz. Eğitim Müşavirliğimizin internet sayfasına girip “Türk Okulları” butonuna basarak nerede, ne zaman, hangi okulda ve sınıfta dersimiz olduğu kolayca öğrenilebilinir. Dahası on-on beş öğrencisi olan her kasabaya ulaşmaya çalışıyoruz.
Müfredatımızı diasporanın ihtiyaçları doğrultusunda güncelliyoruz. Son yıllarda Türkçeyi yabancı dil gibi öğrenmeye çalışan öğrencilerimizin arttığının farkındayız. Bu nedenle sadece kulak dolgunluğu seviyesinde Türkçe bilen öğrencilerimizi de derslerimize kabul ediyoruz. Zorunlu eğitimin başladığı yaşlardan bittiği yaşa kadar olan bütün öğrencilerimize açığız.
Derslerimizde öğrenci öğretmen iletişimini eğlenceli ve ilgi çekici kılmak ve öğrencilerin dikkatini ayakta tutmak için çaba sarf ediyoruz. Öğretmenlerimizi seçerken özeniyor ve onların derslerdeki yeteneklerini geliştirmeye çalışıyoruz. Ancak aile ve çevre desteği ve ilgisi olmadan bu sistemin yürümesi neredeyse imkânsızdır.
Nitekim çocuklarının Türkçeye aşinalığını önemseyen fedakâr velilerimiz olmadan bu dersleri yürütmemiz düşünülemezdi. Komşularının çocuklarını toplayıp otuz kilometre yol gelip, okulda derslerin bitmesini bekleyen velimiz olmasaydı Türkçe anadil dersleri de olmazdı. 29 Ekim ya da 23 Nisan gibi kimlik kurucu günleri kutlamak için salon kiralayan, kirayı çıkarmak için evinden getirdiklerini satmaya çalışan, öğretmenlerin gündelik hayat akışlarını kendilerine dert edinen velilerimiz olmasaydı okullarımızı yürütemezdik. Okul aile birliklerimizde çalışan, emek harcayan velilerimiz Türkçe anadil derslerinin asıl kahramanlarıdır.
Sınırlı imkân ve saatlerle de olsa Türkçe anadil derslerinin verildiği okullar, çocuklarımızın sadece Türkçeden değil kimliklerinden de kopmamaları için en önemli mekânlardır. Kimliğiyle barışık özgüvenli çocuklarımızın yetişmesi için Türkçe anadil dersleri vazgeçilmez bir adrestir. “Çocuklarımız Türkçe biliyor” rehaveti ya da “Türkçe gerekli değil” rahatlığının yarattığı eksiklik sonradan giderilemez.




Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.