Âlim bilmediğini bilir, cahil her şeyi bildiğini sanır

İnsan hayatındaki en büyük yanılgılardan biri, bilmediğini bilmemektir. Çünkü insanın bilmediği bir konuyu bilmesi mümkün olmadığı gibi, bilmediğinin farkında olmaması da onu kolaylıkla yanlış kanaatlere sürükleyebilir.
“Âlim, bilmediğini bilir; cahil, her şeyi bildiğini sanır” sözü, aslında insanın bilgi karşısındaki duruşunu anlatır. Buradaki “âlim” sadece çok kitap okumuş, akademik unvan sahibi veya belirli bir alanda uzmanlaşmış kişi değildir. Gerçek anlamda âlim; öğrendikçe bilgisinin sınırlı olduğunu fark eden, bilmediği konuda konuşmaktan çekinen ve gerektiğinde “Bilmiyorum” diyebilen insandır.
Cahillik ise yalnızca bilgi eksikliği değildir. Asıl tehlikeli olan, bilgi eksikliğinin farkında olmamak ve buna rağmen kesin hükümler vermektir.
Bilgi arttıkça insan neden daha mütevazı olur?
Gerçek bilgi insana önce haddini öğretir. Bir konu hakkında biraz bilgi sahibi olduğunda, çoğu zaman kendisini o alanın uzmanı zannetmeye başlayabilir. Ancak konuya daha fazla hâkim oldukça, meselenin ne kadar geniş ve karmaşık olduğunu görür. Yeni öğrendiği her bilgi, karşısında başka soruların kapısını açar.
Bu nedenle gerçek anlamda bilgili insanların önemli özelliklerinden biri, kesin konuşmadan önce düşünmeleridir.
“Bu konuda yeterli bilgim yok.”
“Bunu araştırmam gerekir.”
“Yanılıyor olabilirim.”
“Bilmiyorum.”
Bu cümleler bir insanın zayıflığını değil, olgunluğunu gösterir.
Buna karşılık bilgisini sorgulamayan insan, duyduğu ilk bilgiyi gerçek kabul edebilir. Kendi düşüncesine uymayan her görüşü reddedebilir ve hatta araştırmaya ihtiyaç duymadan başkaları hakkında hüküm verebilir.
Günümüzde herkes biraz “uzman” Özellikle sosyal medya çağında bu durum daha da belirginleşti. Bir telefon, internet bağlantısı ve birkaç dakikalık araştırmayla herkes doktor, hukukçu, ekonomist, tarihçi, siyasetçi veya eğitim uzmanı gibi konuşabiliyor.
Bir başlık okunuyor, bir video izleniyor ve hemen kesin bir kanaat oluşuyor. Oysa bilgi sahibi olmak ile bilgiye ulaşmak aynı şey değildir. Bir bilgiyi internetten bulmak kolay olabilir; fakat o bilginin doğru olup olmadığını, hangi şartlarda geçerli olduğunu, kaynağının güvenilir olup olmadığını değerlendirmek ayrı bir meseledir.
Bugünün en büyük sorunlarından biri belki de bilgi kıtlığı değil, doğru bilgi ile yanlış bilgiyi birbirinden ayırabilme kabiliyetinin zayıflamasıdır.
“Bilmiyorum” diyebilmek
İnsanın söylemekte en çok zorlandığı cümlelerden biri “Bilmiyorum”dur.
Çünkü insan, bilmediğini kabul ettiğinde kendisini başkalarının gözünde eksik göstereceğini düşünebilir. Tam tersine, “Bilmiyorum” diyebilmek bir erdemdir. Bir konuda bilgi sahibi olmayan insanın susması, yanlış bilgi vermesinden daha değerlidir. Doktor her hastalığı bilemez. Hukukçu her hukuk alanında uzman olamaz. Gazeteci her konuda derin bilgiye sahip değildir. Öğretmen bile hayatın bütün meselelerini bilemez. Asıl mesele her şeyi bilmek değil, hangi konuda ne kadar bildiğini bilmektir.
Bilginin düşmanı kibirdir
Bilgi insanı yükseltebilir; fakat kibir, o bilgiyi değersizleştirebilir.
Gerçek bilginin yanında tevazu vardır.
20. yüzyılın önemli İslam âlimlerinden ve mütefekkirlerinden biri olan Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleri buyuruyor ki
"İlim cehli izale eder (yok eder), ahmaklığı değil." Ahmaklık, hatada ısrar etmektir."

İnsan ne kadar öğrenirse öğrensin, dünyanın ve hayatın tamamını kavrayamayacağını anlamalıdır. Çünkü insan bilgisinin sınırları vardır.
Bu nedenle gerçekten bilgili bir insan, farklı düşünceleri dinleyebilir. Eleştiriye açık olabilir. Hatasını kabul edebilir. Gerektiğinde fikrini değiştirebilir.
Cahilce tutum ise çoğu zaman bunun tersidir: Dinlememek, sorgulamamak, araştırmamak ve kendi kanaatini mutlak doğru kabul etmek. En tehlikeli cehalet
Belki de en tehlikeli cehalet, hiçbir şey bilmemek değil; bilmediği halde bildiğine inanarak başkalarına da hükmetmeye çalışmaktır. Çünkü insan bilmediğini kabul ederse öğrenmeye başlar. Fakat her şeyi bildiğini düşünüyorsa öğrenmeye ihtiyaç duymaz.
İşte insanın gelişmesini engelleyen asıl duvar budur.
Bu nedenle hayat boyunca kendimize şu soruyu sormamız gerekir: “Gerçekten biliyor muyum, yoksa sadece bildiğimi mi sanıyorum?” Bu sorunun cevabı, insanın bilgiyle kurduğu ilişkinin en önemli göstergelerinden biridir. Sonuçta âlim olmak her sorunun cevabını bilmek değildir. Âlim olmak, bilginin sınırlarını fark etmek, bilmediğini kabul etmek ve öğrenmeye devam etmektir.
Cahillik ise yalnızca bilgisizlik değildir; bilgisizliğin farkında olmadan kesin hükümler vermektir. Bu yüzden insanın hayat boyunca öğrenmesi gereken en önemli derslerden biri şudur: “Her şeyi bilmek mümkün değildir. Asıl marifet, bilmediğini fark edebilmektir.”
İmam-ı Ebu Yusuf Kadılığı sırasında bir adam, kendisini ziyaret ederek bir meselesi olduğunu söyledi. Sorusunun ardından İmam’dan:
“Bilmiyorum!” cevabını alınca, sinirlenerek söylenmeye başlayan adam:
“Nasıl olur da bilmezsin, bir de devlet hazinesinden maaş alıyorsun!” dedi.
Bu söz üzerine Ebû Yûsuf:
“Bak kardeşim, bize bildiğimiz şeyler için ücret veriyorlar. Eğer bilmediklerimiz için de alsaydık, devletin hazinesi buna yetmezdi!”

Bu yazı toplam 98 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ömür Çelik Arşivi