Prof. Dr. Bünyamin Bezci

Prof. Dr. Bünyamin Bezci

Eğitimde Kalite Tartışmaları ve Pisa Testleri

OECD tarafından 15 yaşındaki öğrencileri örnekleyerek yapılan okuma, hesap ve fen becerilerini ölçen uluslararası öğrenim karşılaştırması olan Pisa 2025 sonuçları geçen hafta açıklandı. Sonuçlar Türkiye’de umutla karşılanırken Almanya’da büyük bir paniğe, İsviçre’de ise endişelere yol açtı. Türkiye’deki tartışmalarda öne çıkan husus Pisa testlerinin eğitimde kalite göstergesi olmadığı yönünde oldu. Oysa Pisa araştırmasını yapanların da amacı zaten eğitimde kalitenin ölçülmesi değildi. Testler daha ziyade temel eğitim çağının sonuna gelmiş ve mesleki eğitim ya da akademik eğitime başlayacak öğrencilerin okuduğunu anlama, hesap işlerini hayatına yansıtma ve doğanın kanunlarını kavrama becerilerini ölçmektedir.

Tartışmayı eğitimin kalitesi üzerinden yürütenler mesleki eğitimdeki eksikleri ve akademik eğitimin seviyesini örnek göstermektedir. Gerçekten de 2015’den bu yana Türkiye’deki üniversitelerde öğretim üyeleri tarafından yürütülen araştırma kalitesi artsa da öğrencilerin derslere ve meslek eğitimine ilgisi düşmektedir. Ancak bu sorun günün sorunudur, oysa Pisa testleri bize geleceğe dair bir şeyler söyler. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’deki sonuçlar OECD ortalamalarının üzerine çıkmış ve Türkiye, tüm katılımcılar arasında doğayı kavrama becerisinde 34'üncülükten 19'unculuğa, okuduğunu anlama becerisinde 36'ncılıktan 18'inciliğe, matematikte ise 39'unculuktan 28'inciliğe yükseldi.

Türkiye’deki bu yükselişin arkasında Maarif Modeli ile birlikte gelen beceri odaklı eğitim ve LGS sınavlarının soru yapısının aynı bağlamda değişmesi yatmaktadır. Ancak son yıllarda artan teknolojik yatırımların da gençlerin dünyasında yarattığı umudu göz ardı etmemek gerekmektedir. Bir nevi Teknofest gençliği denilen yeni öğrencilerin motivasyonları 2010’lu yılların öğrencilerinden daha güçlü görünmektedir. Nitekim 2015 verilerine bakıldığında Türkiye’nin de Pisa testlerindeki en dip sonuçları aldığı görülmektedir. Bugün akademik eğitimlerinin sonuna gelen motivasyonsuz nesil bu dipten geldi, hatta yolda pandemi gibi eğitim açısından büyük yol kazaları da yaşadı. Muhtemelen günümüzdeki motivasyonu yüksek nesil de on yıl sonra mühendislik odaklı Türkiye’nin taşıyıcıları olacaktır.

Almanya’da ise 2012’den bu yana süren ve geri çevrilemez bir düşüş trendi bulunmaktadır. Alman eğitimcileri bu düşüş trendini üstünkörü göçe ve göçle gelenlerin entegre olamamasına bağlamaktadır. 2015’teki Suriyeli dalgası ile daha sonra eklenen Ukraynalı göç dalgası Alman eğitimciler için felaketin nedenidir. Oysa aynı göç dalgasından daha çok etkilen Türkiye 2015’de dibi görse de 2025’de toparlanmasını bildi. Hatta göçmenlerin artışında kıtadan pek de farklı olmayan İngiltere’nin istatistikleri daha başarılı çıkmaktadır.

Öğrenci başarılarının uluslararası karşılaştırmalarında iki konu öne çıkmaktadır. İlki göçmenleri entegre etmekte başarılı olan ülkeler eğitimde de başarılı olmaktadır. Türkiye ve İngiltere imparatorluk geleneklerine sahip iki ülke olarak ötekiyle yaşama hususunda daha başarılı örnekler olmaya devam ettikleri için dışlayıcı kültüre sahip Almanya’ya göre eğitim konusunda da başarılı olmuştur. İkinci konu ise ülkedeki genel umut havasıdır. Geleceğe dair umutlar öğrencileri de motive etmektedir. Yükselen Polonya ekonomisinin yarattığı olumlu hava onların öğrencilerini de başarılı kılmaktadır. Almanya’daki geleceğe dair olumsuz hava öğrencilerin umutlarını da söndürmektedir. Bu nedenle halen düşüş trendini geriye çevirebilmiş değiller.

İsviçre ise fen bilimlerindeki temel bilgilerde ve matematik bilgisinde halen güçlü sonuçlara sahiptir. Özellikle ülkenin inivasyon ağırlık bir eğitime sahip olması ve temel bilimlere verilen değer düşünüldüğünde bu sonuçlar şaşırtıcı değildir. Ancak okuduğunu anlama söz konusu olduğunda İsviçre’de de endişe doğuran bir düşüş vardır. Özellikle sosyal medyanın yarattığı kısa metin alışkanlığı uzun okumalardan gençleri koparmış görünmektedir. Okuduğu sorulduğunda çabuk ama yanlış cevaplayan bir nesil eğitimcileri endişelendirmektedir. Özellikle bardağın boş tarafına bakan eğitimciler öğrencilerin üçte birinin okuduğunu anlamakta zorlandığını görmektedir.

Çin ve Japonya eğitim sistemlerinde başarı oranları yüksek olsa da çalışkanlığın ve amaç bağımlılığının önde olduğu ancak merakın ve eleştirel düşüncenin gelişmediği sistemler olarak eğitimcilerin örnek almadığı ülkeler olduğu görülmektedir. Ancak merakın düşünceye dönüşmesini sağlayan bilgi altyapısı ihmal edildiğinde de iyi sonuçlar alınmamaktadır. Bu nedenle “ezberci eğitimden uzak durun” ezberi de sorgulanmalıdır. Zira ezber denilen konular da bazen temel bilgilerdir. Temel bilgi olmadan temel yeteneklerin gelişmesi de söz konusu değildir. Dahası kültürel motivasyon olmadan ne yetenek ne de bilgi gelişmektedir.

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından geliştirilen Maarif Modeli kültür, bilgi ve yetenek dengesi üzerine oturmaktadır. Türkçe ve Türk Kültürü dersleri için yeni hazırlanan müfredatımız da Maarif Modelinden beslenmektedir. Yeni öğretim yılının başladığı bu günlerde İsviçre çapında 147 yerde derslerimizin devam ettiğini ve öğrencilerimizi beklediğimizin altını çizelim. Sizlere en yakın Türkçe ve Türk Kültürü dersini bulmak için Bern Eğitim Müşavirliği sayfamızdaki “Türk Okulunu Bul” butonuna basmanız yeterlidir. İlgili saatte, ilgili yerdeki öğretmenimizi bulun ve ücretsiz olarak derslerimize kaydınızı yaptırınız. Yeni bir kasabada en az on öğrenci bulmuşsanız Müşavirliğimizle irtibata geçin ve orada da derslik açmanın çarelerini hep birlikte müzakere edelim.

Bu yazı toplam 53 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Prof. Dr. Bünyamin Bezci Arşivi