CAN AZERBAYCAN’I GÜNLÜK TARTIŞMALARA KURBAN ETMEYELİM!

Tarihi bilmeden bugünü, geçmişi anlamadan geleceği doğru değerlendiremeyiz.

Türkiye ile Azerbaycan arasında son dönemde bazı açıklamalar ve gelişmeler üzerinden tartışmaların yaşandığı, iki ülke arasındaki ilişkilerin sorgulanmaya çalışıldığı bir süreçten geçiyoruz. Sosyal medyada büyütülen tartışmalar, bağlamından koparılan açıklamalar ve karşılıklı suçlamalar, zaman zaman iki kardeş ülkenin arasına mesafe koymaya yönelik bir atmosfer oluşturuyor.

Böylesi bir dönemde Altay Reisen’in düzenlediği Azerbaycan seyahatine katılma fırsatı buldum. Bu seyahat benim için yalnızca bir ülkeyi ziyaret etmekten ibaret değildi. Can Azerbaycan’ın tarihini, bugününü, toplumsal yapısını ve geleceğe yönelik hedeflerini daha yakından tanımak açısından önemli bir tecrübe oldu. Bu anlamlı organizasyonu düzenleyen Mehmet Göktaş Bey’i gönülden tebrik ediyorum.

Seyahat boyunca karşılaştığımız manzara, Azerbaycan’a dair düşüncelerimi daha da derinleştirdi. Başta Türkiye olmak üzere Türk dünyasının farklı ülkelerine ait bayrakları bir arada görmek, soydaşlarımızın bizlere gösterdiği samimi ilgiye ve içten misafirperverliğe şahit olmak beni son derece duygulandırdı. Bu manzara, milletler arasındaki bağların yalnızca siyasi anlaşmalarla kurulmadığını; ortak tarih, kültür, dil ve gönül birliğiyle yaşatıldığını bir kez daha gösterdi.

Bir ülkeyi anlamak için tarihini bilmek gerekir

Azerbaycan’ı değerlendirirken yapılması gereken ilk şey, bu ülkenin tarihî tecrübesini göz önünde bulundurmaktır.

Azerbaycan Türkleri, uzun yıllar boyunca Çarlık Rusyası’nın ve ardından Sovyetler Birliği’nin hâkimiyeti altında yaşadı. Bu dönem yalnızca siyasi bağımsızlığın sınırlanması anlamına gelmiyordu. Toplumsal hayat, kültür, din ve millî kimlik de dönemin ideolojik anlayışından etkilendi. Özellikle Sovyet rejiminin din karşıtı politikaları, dinî kurumlar ve inanç hayatı üzerinde derin izler bıraktı.

1991 yılında bağımsızlığını yeniden kazanan Azerbaycan, bir yandan millî kimliğini ve tarihî hafızasını yeniden güçlendirmeye çalışırken diğer yandan yeni bir devlet inşa etmenin zorluklarıyla karşı karşıya kaldı.

Bugün Azerbaycan toplumunu bu tarihî arka planı dikkate almadan değerlendirmek eksik bir yaklaşım olacaktır. Çünkü toplumların bugünkü davranışlarını anlamak için yalnızca ne yaptıklarına değil, hangi tarihî şartlardan geçerek bugüne ulaştıklarına da bakmak gerekir.

Bir asra yaklaşan siyasi ve ideolojik baskı dönemlerinin ardından toplumsal değişimin bir anda gerçekleşmesini beklemek gerçekçi değildir. Tarihî hafızanın, kültürel alışkanlıkların ve toplumsal dönüşümün kendine özgü bir seyri vardır.

Bu nedenle Azerbaycan’ı değerlendirirken aceleci hükümler vermek yerine anlamaya çalışmak, eleştirirken de tarihî gerçekleri göz ardı etmemek gerekir.

“Tek millet, iki devlet” yalnızca bir slogan değildir

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiyi diğer ülkelerle kurulan sıradan diplomatik ilişkilerden ayıran çok güçlü bir tarihî ve kültürel bağ bulunmaktadır.

“Tek millet, iki devlet” sözü, bu ilişkinin özünü anlatan en önemli ifadelerden biridir. İki ayrı devletin varlığına rağmen ortak dilin, kültürün, tarihî hafızanın ve millî duyguların oluşturduğu yakınlık, Türkiye ile Azerbaycan’ı birbirine bağlamaktadır.

Türkiye, Azerbaycan için yalnızca siyasi bir ortak veya ekonomik iş birliği ülkesi değildir. Aynı zamanda zor zamanlarda dayanışmanın, güvenin ve kardeşliğin sembolüdür. Azerbaycan da Türkiye açısından Türk dünyasına açılan stratejik bir kapı, ortak geçmişimizin ve geleceğe yönelik hedeflerimizin önemli bir parçasıdır.

Bu ilişkinin gücü, her konuda aynı düşünmekten değil, farklılıklar karşısında ortak değerleri koruyabilmekten kaynaklanır.

Elbette iki ülkenin her konuda aynı görüşte olması beklenemez. Devletlerin kendi çıkarları, öncelikleri ve farklı değerlendirmeleri olabilir. Önemli olan, bu farklılıkların karşılıklı anlayış ve diplomasi çerçevesinde ele alınmasıdır.

Bir açıklama üzerinden bütün bir milleti yargılamak, siyasi bir anlaşmazlığı toplumsal bir husumete dönüştürmek ve sosyal medya tartışmalarını iki ülkenin geleceğini belirleyen temel ölçü hâline getirmek doğru değildir.

İlham Aliyev’in sözleri üzerinden yürütülen tartışmalar

Son dönemde Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in bazı açıklamaları üzerinden Türkiye’de ve sosyal medyada çeşitli tartışmalar yürütülüyor. Bu açıklamaların hangi bağlamda yapıldığını, neye cevap olarak söylendiğini ve hangi mesajı taşıdığını anlamadan kesin hükümlere varmak, yanlış değerlendirmelere yol açabilir.

Siyasi açıklamalar elbette eleştirilebilir. Hiçbir devlet yöneticisinin sözleri eleştiriden muaf değildir. Ancak eleştirinin sağlıklı olabilmesi için sözlerin tamamına, konuşmanın bağlamına ve olayların arka planına bakılması gerekir.

Bir cümleyi konuşmanın bütününden ayırmak, ardından bu cümle üzerinden bir ülkenin Türkiye karşıtı bir tutum içinde olduğu sonucuna varmak, gerçeği anlamaya yardımcı olmaz.

Daha da önemlisi, siyasi tartışmaların iki toplumun birbirine yönelik duygularını zehirlemesine izin verilmemelidir. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler, sosyal medyada birkaç gün süren tartışmalardan çok daha derin ve köklü bir zemine sahiptir.

Burada asıl sorulması gereken soru şudur: Bu tartışmalar iki ülkenin sorunlarını çözmesine mi hizmet ediyor, yoksa aralarındaki güveni zayıflatıyor mu?

Cevap üzerinde düşünmek gerekiyor.

Başörtüsü yasağını unutup Azerbaycan’ı yargılamak

Azerbaycan’daki toplumsal hayatı ve dinî uygulamaları değerlendirirken Türkiye’nin yakın geçmişini de hatırlamakta fayda var.

Türkiye’de başörtüsü yasağının uygulandığı, insanların inançları nedeniyle eğitim ve çalışma hayatında ciddi sorunlarla karşılaştığı dönemler yaşandı. Üniversite kapılarında başörtülü öğrencilerin geri çevrildiği, kamu kurumlarında başörtüsü nedeniyle tartışmaların yaşandığı günler hafızalarımızda hâlâ tazeliğini koruyor.

Bugün Türkiye’nin ulaştığı noktadan geçmişe bakarken, o dönemde yaşananların ne kadar ağır sonuçlar doğurduğunu daha iyi anlayabiliyoruz.

Öyleyse başka bir toplumun yaşadığı sorunları değerlendirirken de aynı tarihî hassasiyeti göstermek zorundayız.

Bu, yanlışları görmezden gelmek veya eleştiri hakkından vazgeçmek değildir. Tam tersine, eleştiriyi daha adil, daha tutarlı ve daha anlamlı hâle getirmektir.

Kendi yakın tarihimizde yaşananları unutarak başka toplumları yargılamak, çifte standart eleştirisini beraberinde getirir. Bir ülkede toplumsal dönüşümün hangi şartlarda gerçekleştiğini anlamak, o ülkenin bütün uygulamalarını onaylamak anlamına gelmez. Ancak anlamadan hüküm vermenin de adaletli bir yaklaşım olmadığı açıktır.

Azerbaycan’ın kendi tarihinden, toplumsal gerçeklerinden ve bağımsızlık sürecinden kaynaklanan dinamikleri vardır. Bu dinamikleri anlamaya çalışmak, kardeşlik hukukunun gereğidir.

“Can Azerbaycan” sözünün anlamı

Anadolu insanının dilinden düşürmediği “Can Azerbaycan” sözü, sıradan bir sevgi ifadesinden çok daha fazlasıdır.

Bu sözde ortak tarihimiz, aynı dili konuşmanın verdiği yakınlık, zor zamanlarda hissedilen dayanışma ve birbirimizin acısını kendi acımız gibi görme duygusu vardır.

Azerbaycan denildiğinde Türkiye’de pek çok insanın yüreğinde özel bir duygu oluşmasının sebebi de budur. Bu sevgi, yalnızca siyasi liderlerin açıklamalarına veya dönemsel gelişmelere bağlı değildir. Nesiller boyunca taşınan kültürel ve tarihî bağların bir sonucudur.

Azerbaycan’ın sevinci Türkiye’nin sevincidir; Azerbaycan’ın yaşadığı zorluklar da Türkiye’de yakından hissedilir. Bu yakınlığın en güçlü tarafı, devletler arasındaki ilişkilerin ötesine geçerek toplumların gönlünde karşılık bulmasıdır.

Seyahatimiz sırasında gördüğümüz bayraklar, karşılaştığımız insanların sıcaklığı ve hissettiğimiz kardeşlik duygusu, bu bağın hâlâ canlı olduğunu gösteriyordu.

İşte bu nedenle günlük siyasi tartışmaların bu köklü sevginin önüne geçmesine izin vermemeliyiz.

Geleceğe birlikte bakabilmek

Türkiye ile Azerbaycan’ın önünde ekonomik iş birliğinden enerjiye, ulaşımdan ticarete, eğitimden kültürel ilişkilere kadar pek çok ortak çalışma alanı bulunuyor. Türk dünyasının güçlenmesi, bölgesel istikrarın korunması ve gelecek nesillere daha güçlü bir iş birliği zemini bırakılması, iki ülkenin ilişkilerini sağlıklı biçimde sürdürmesine bağlıdır.

Bu hedeflere ulaşabilmek için karşılıklı güvenin korunması gerekir. Güven ise önyargılarla, aceleci hükümlerle ve kasıtlı biçimde büyütülen tartışmalarla değil; diyalogla, samimiyetle ve karşılıklı anlayışla güçlenir.

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkileri değerlendirirken günlük gelişmelerin ötesine bakmalıyız. Bugünün tartışmalarını yarının kalıcı ayrılıklarına dönüştürmek yerine, sorunları konuşabilen ve çözüm üretebilen bir kardeşlik anlayışını öne çıkarmalıyız.

Çünkü kardeşlik, yalnızca her şey yolundayken birbirini sevmek değildir. Kardeşlik, anlaşmazlıklar yaşandığında da birbirini dinleyebilmek, yanlış anlaşılmaları gidermek ve ortak geleceği koruyabilmektir.

Can Azerbaycan’ı anlamak için tarihini bilmek, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini değerlendirmek için de günlük tartışmaların ötesine geçmek zorundayız.

Unutmayalım ki siyasi tartışmalar geçicidir; ortak tarih, kültür ve gönül bağları ise nesiller boyunca yaşayabilir.

Türkiye ile Azerbaycan’ın ihtiyacı, birbirini suçlayan seslerin yükselmesi değil, kardeşliği güçlendiren aklın ve sağduyunun hâkim olmasıdır.

Can Azerbaycan, Türkiye’nin gönlündeki yerini günlük tartışmalarla kaybetmeyecek kadar kıymetlidir.

Bu yazı toplam 311 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ömür Çelik Arşivi