Kimi Bilemez, Kimi Bulamaz
Değerli Okurlar,
Eskiler ne güzel söylemiş: “Kimi bilemez, kimi bulamaz.” Bu kısa cümlenin içinde, insan ömrüne sığacak kadar büyük bir hakikat gizlidir. Hayatın en acı çelişkilerinden biri de budur. Kimisi elindekinin kıymetini bilemez, kimisi ise ömrü boyunca aradığına bir türlü ulaşamaz.
İnsan çoğu zaman sahip olduklarının farkına onları kaybettiğinde varır. Sağlık yerindeyken şikâyet eder, hastalık kapıyı çalınca eski günleri özler. Anne babasının duasını sıradan görür, onları kaybedince bir kez daha seslerini duymak için servetini vermeye razı olur. Dostlarını ihmal eder, yalnız kaldığında gerçek dostun ne büyük nimet olduğunu anlar.
Ne gariptir ki, bazı insanlar sevginin içinde sevgisiz yaşar. Etrafı insanlarla doludur ama gönlü bomboştur. Bazıları ise ömrü boyunca kendisini gerçekten anlayacak bir yürek arar; bulamaz. Kimisi güvenilecek insanı tanıyamaz, kimisi güvenilecek bir insan bulamaz.
Dünya, sahip olduklarını küçümseyenlerle, sahip olamadıklarının hasretini çekenlerin buluştuğu bir imtihan meydanıdır. Birinin israf ettiği nimet, diğerinin duasıdır. Birinin terk ettiği fırsat, başkasının yıllarca peşinden koştuğu hayaldir.
Bugün modern hayat bize daha fazlasını istemeyi öğretiyor. Daha büyük ev, daha yeni araba, daha yüksek makam, daha çok para… Fakat kimse bize elimizdekilerin değerini öğretmiyor. Oysa mutluluk, çoğu zaman sahip olmadıklarımızda değil; fark edemediklerimizdedir.
İnsan bazen gözünün önündeki hazineyi göremez. Çünkü gözü uzağa bakarken gönlü yakını unutmuştur. Sürekli başka bahçelerin çiçeklerine özenirken kendi bahçesindeki güllerin solduğunu fark etmez. Sonra dönüp baktığında, kaybettiklerinin aslında hayatının en kıymetli hazinesi olduğunu acıyla öğrenir.
İnsan bazen çalıştığı iş yerini sıradan bir kazanç kapısı olarak görür. Her gün şikâyet eder, işini küçümser, ekmeğini sağlayan kapının değerini fark etmez. Oysa nice insan vardır ki yıllardır bir iş bulabilmek için kapı kapı dolaşmaktadır. İşin kıymeti, çoğu zaman işsiz kalındığında anlaşılır.
Kimi, aynı yastığa baş koyduğu eşinin değerini bilemez. Küçük kırgınlıkları büyütür, sevgiyi ihmal eder, vefayı sıradanlaştırır. Fakat ayrılık ya da ölüm kapıyı çaldığında, bir zamanlar kıymetini bilmediği o insanın yerinin hiçbir şeyle doldurulamayacağını acıyla öğrenir.
Kimi sağlığını hoyratça tüketir. Gençliğine, gücüne ve bedenine güvenir. Oysa insanın en büyük serveti sağlığıdır. Hastane koridorlarında geçirilen birkaç gün, yıllarca fark edilmeyen bu nimetin ne kadar büyük olduğunu anlatmaya yeter.
Kimi parasını israf eder, elindekinin bereketini göremez. Kimi de makamına güvenerek kibirlenir. Oysa mal da makam da insana ait değildir; geçici birer emanettir.
İnsan unutmamalıdır ki sahip olduğu her nimet, kendi kudretinin değil, Allah'ın lütuf ve ihsanının eseridir. Akıl O'ndan, sağlık O'ndan, rızık O'ndan, aile O'ndan, iş O'ndan, makam O'ndandır. Şükür, nimetin farkında olmak ve onu vereni unutmamaktır.
Unutmayalım ki; nimet sadece mal değildir. Güven de nimettir. Sadakat de nimettir. Huzur da nimettir. Sağlık, aile, dostluk, dua, vicdan ve güzel ahlak... Bunların her biri paha biçilemez birer servettir. Fakat ne yazık ki insanlar çoğu zaman bu servetin değerini, kasaları boşaldığında değil; gönülleri boşaldığında anlar.
Belki de hayatın en büyük hikmeti şudur: Her arayan bulamaz, her bulan da kıymetini bilemez. Önemli olan, Rabbimizin bize emanet ettiği nimetleri görebilen bir göze, onları koruyabilen bir gönle sahip olabilmektir.
Bugün etrafınıza yeniden bakın. Yanınızda duran insanlara, sofranızdaki ekmeğe, evinizdeki huzura, sizi arayan dostlarınıza ve hâlâ atmaya devam eden kalbinize...
Belki de uzun zamandır aradığınız mutluluk, zaten sizinle beraberdir.
Çünkü hayatın en büyük pişmanlığı, kaybettiklerinden çok, elindeyken değerini bilemediklerindir.



Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.