Cahile Söz Anlatmak, Deveye Hendek Atlatmaktan Güçtür


Değerli Okurlar,

Eskiler bir sözü boşuna söylememiştir: “Cahile söz anlatmak, deveye hendek atlatmaktan güçtür.” Bu söz, sadece bir atasözü değil; insan ilişkilerinin derinliklerinden süzülüp gelen büyük bir hayat tecrübesidir.

Bir gün yaşlı bir bilgeye, köyün en inatçı adamını getirirler. Adam her konuda kendisini haklı görüyor, kimsenin sözünü dinlemiyor, yapılan bütün nasihatleri küçümsüyordu. Bilge saatlerce onu dinledi. Sonunda sadece şu cümleyi kurdu:

“Evladım, boş bir bardak dolmaz. Önce içindeki yanlış bilgileri boşalt ki yenilerini koyabilelim.”

Adam bunu bile anlamadan çekip gitti.

Bilge ise etrafındakilere dönüp şöyle dedi:

“Bilmemek kusur değildir. Asıl kusur, bilmediğini bilmemektir.”

İşte cehaletin en tehlikeli tarafı da budur. İnsan öğrenmediği için değil, öğrenmeye kapandığı için cahil kalır.

Bugün bilgiye ulaşmanın tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar kolay olduğu bir çağda yaşıyoruz. Telefonlarımızın ekranında dünyanın kütüphaneleri duruyor. Ancak bilgi arttıkça hikmetin de arttığını söylemek maalesef mümkün değildir. Çünkü bilgiye ulaşmak başka, onu doğru değerlendirmek başka şeydir.

Cahil insan çoğu zaman bilmediğinin farkında değildir. Bu yüzden kendisini sorgulamaz. Hatasını kabul etmez. Başkasını dinlemez. Her konuda fikri vardır ama çoğu konuda bilgisi yoktur. Böyle bir insana saatlerce hakikati anlatabilirsiniz; fakat o yalnızca kendi düşüncesini duymak ister.

Bir insanın eğitimi okul sıralarında değil, “Ben de yanılıyor olabilirim.” diyebildiği gün başlar.

Cehalet diploma eksikliği değildir. Nice üniversite mezunları vardır ki ömür boyu öğrenmeye devam ederler. Nice diplomalı insanlar da vardır ki kibirleri yüzünden gerçeklerden uzaklaşırlar. Çünkü cehaletin kaynağı çoğu zaman bilgisizlik değil, kibirdir.

Kibir insanın gözünü örter. Kendi hatalarını görmesine engel olur. Başkalarının doğrularını kabul etmesini zorlaştırır. Böylece insan, farkında olmadan kendi cehaletinin mahkûmu hâline gelir.

Toplum olarak da zaman zaman aynı hataya düşüyoruz. Birbirimizi anlamaktan çok susturmaya çalışıyoruz. Dinlemek yerine konuşuyor, öğrenmek yerine hüküm veriyoruz. Oysa gerçek olgunluk, karşısındakini anlamaya çalışmakla başlar.

Elbette her insanı ikna etmek mümkün değildir. Bazen en doğru sözler bile yanlış kulaklarda karşılık bulmaz. Böyle durumlarda tartışmayı uzatmak yerine hikmetli davranmak gerekir. Çünkü bazı insanlar gerçeği duymaya değil, kendi düşüncelerini doğrulatmaya gelmiştir.

Mevlânâ'nın şu sözü ne kadar da anlamlıdır:

"Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguyu paylaşanlar anlaşabilir."

Bu yüzden sözümüzü anlayana söylemeli, enerjimizi faydalı işlere harcamalıyız. Zira hakikati arayan bir insan için tek bir cümle yeterken, hakikate kapalı olan bir insan için binlerce cümle de yetersiz kalabilir.

Öyleyse önce kendimize bakalım. Acaba biz başkalarını dinleyebiliyor muyuz? Farklı görüşlere kulak verebiliyor muyuz? Hata yaptığımızda kabul edebiliyor muyuz?

Çünkü insanın en büyük ilmi, kendi eksikliğini fark etmesidir.

Unutmayalım ki cehaletin karanlığını bilgi aydınlatır; fakat kibrin karanlığını ancak tevazu aydınlatabilir.

Sözün özü:

Bilmemek ayıp değildir; öğrenmeye kapıyı kapatmak ayıptır. Hakikate giden yol, “Ben her şeyi biliyorum.” demekten değil, “Öğrenmeye hazırım.” diyebilmekten geçer.

Kalın sağlıcakla.

Bu yazı toplam 84 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Zafer Terkesli Arşivi