-Dünyayı krize sürükleyen ülkeler
-Dünyayı krize sürükleyen ülkeler
Son beş yılda küresel ekonomi, büyük sarsıntıların ardından toparlanma sürecine girmiş görünüyorken yeni krizlerle karşı karşıya kaldık. Doğal krizlerle mücadele sürerken, devletlerin jeopolitik çıkarları doğrultusunda attıkları adımlar yeni ve daha karmaşık krizlerin doğmasına neden oldu. Artık açıkça görülüyor ki, küresel krizlerin kaynağı yalnızca ekonomik dalgalanmalar ya da doğal afetler değil; aynı zamanda büyük güçlerin stratejik hamleleri ve rekabetidir.
Bu çerçevede Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Rusya, İsrail ve İran gibi ülkeler, küresel ekonomik dengeleri doğrudan ya da dolaylı biçimde etkileyen başlıca aktörler olarak öne çıkmaktadır. Bu ülkelerin uyguladığı savaş politikaları, yaptırımlar, ticaret kısıtlamaları ve enerji ile ham maddeleri birer stratejik araç olarak kullanmaları, dünya ekonomisinde ciddi dalgalanmalara yol açmaktadır.
Son yıllarda yaşanan gelişmeler, jeopolitiğin ekonomi üzerindeki etkisini açık biçimde ortaya koymuştur. Örneğin Rusya-Ukrayna Savaşı, enerji ve gıda fiyatlarında ciddi artışlara neden olarak küresel enflasyonu tetiklemiştir. Benzer şekilde ABD-Çin ticaret savaşı, küresel tedarik zincirlerini zayıflatmış ve üretim maliyetlerini artırmıştır.
Bu noktada önemli bir ayrım yapmak gerekir: Krizlerin nedeni ülkelerin “varlığı” değil, izledikleri stratejiler ve güç mücadeleleridir. Büyük güçler arasındaki rekabet, küresel ekonomiyi doğrudan etkileyen en önemli faktörlerden biri haline gelmiştir.
Amerika Birleşik Devletleri, küresel finans sisteminin merkezinde yer almakta ve doların rezerv para birimi olması sayesinde dünya ekonomisi üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir. ABD’nin faiz politikaları, tüm dünyada borçlanma maliyetlerini doğrudan etkileyebilmekte; uyguladığı yaptırımlar ise bazı ülkeleri küresel sistemin dışına itebilmektedir. Bu nedenle ABD, dünya ekonomisini en hızlı şekilde etkileyebilecek ülke konumundadır.
Çin ise dünyanın üretim merkezi olarak küresel tedarik zincirinin temelini oluşturmaktadır. Çin ekonomisinde yaşanacak bir yavaşlama, üretimin düşmesine ve dünya ticaretinin daralmasına neden olabilir. Özellikle yüksek borçluluk oranları ve gayrimenkul sektöründeki kırılganlıklar, Çin’i sistemik risk açısından öne çıkarmaktadır.
Rusya, enerji kaynakları sayesinde küresel ekonomi üzerinde güçlü bir etkiye sahiptir. Enerji arzında yaşanabilecek kesintiler, petrol ve doğalgaz fiyatlarını hızla yükselterek enflasyonu artırmaktadır.
İran ve İsrail ise Orta Doğu’daki jeopolitik gerilimlerin merkezinde yer almakta ve bölgedeki istikrarsızlık üzerinden enerji piyasalarını doğrudan etkilemektedir. Özellikle Hürmüz Boğazı gibi kritik geçiş noktaları, küresel petrol arzı açısından hayati öneme sahiptir. İsrail’in yayılmacı eylemleri bölgesel gerginlikleri küresel risklere çevirdiğini unutmayalım.
Bugün ortaya çıkan tablo, 2008 küresel finans krizinden farklı bir yapıya işaret etmektedir. Yeni kriz, ani bir çöküşten ziyade uzun süreli bir ekonomik durgunluk, yani stagflasyon riski taşımaktadır. Yüksek enflasyon ile düşük büyümenin aynı anda yaşanması, ülkelerin politika üretme kapasitesini daha da zorlaştırmaktadır.
Etki gücü açısından en kritik ülke Amerika Birleşik Devletleri olarak öne çıkarken, sistemik kırılganlık açısından Çin uzun vadede en büyük riski barındırmaktadır.
Sonuç olarak, modern dünyada ekonomi artık yalnızca ekonomik bir alan değil; aynı zamanda siyasi ve jeopolitik bir mücadele sahasıdır. Bu gerçeği göz ardı eden hiçbir analiz, küresel krizleri doğru şekilde açıklayamaz.
Yazımızın hulesasını şu atasözümüzle bitirelim “Filler depişirken arada çiçekler ezilirmiş”Dünya’da var olan 195 ülke yukarıda ismi geçen ülkelerin oluşturduğu sıkıntıları yaşıyor.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.