Türk Mallarını boykot çağrısı karşılık bulmadı
Son aylarda Türk ürünleri satan marketlere yönelik başlatılan sözde “boykot kampanyaları”, ilk bakışta dar gelirli vatandaşı koruma iddiası taşıyor gibi sunuluyorsa da biraz dikkatli bakıldığında, bu çağrıların arka planında çok daha farklı hesapların yattığı görebiliyoruz.
Eğer gerçekten gaye, vatandaşın daha ucuza alışveriş yapması olsaydı, bu kampanyaların hedefi neden özellikle “Türk Marketleri” olarak belirleniyor? Boykotçular bugüne kadar herhangi bir Alman, Fransız veya İsviçre market zincirine karşı benzer bir boykot çağrısı yapıldı mı? Hayır. Çünkü mesele pahalılık değil; mesele, “Türk” kimliği üzerinden yürütülen bilinçli bir hedef gösterme çabasıdır.
Kendilerini halkın sözcüsü ilan eden bu çevreler, eleştirilince hemen “tehdit alıyoruz, basın susturuluyor” söylemine sığınıyor. Oysa gerçek şu: Yurtdışında yaşayan Türk toplumu, bu samimiyetsiz dili ve niyeti çok iyi tanıyor.
Rakamlar ortada. Türkiye’nin 2025 yılında toplam gıda ve içecek ihracatı 27,8 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Avrupa Birliği verilerine göre ise 2024 yılında Türkiye’den AB ülkelerine yapılan tarım ve gıda ihracatı 7,3 milyar euro, yani yaklaşık 8 milyar dolar civarındaydı. Bu tablo şunu net olarak gösteriyor: Türk marketleri sadece raflardan ibaret değil; Anadolu’daki çiftçinin, üreticinin, ihracatçının Avrupa’ya açılan hayati bir kapısıdır.
Dolayısıyla “Türk marketlerini hizaya sokacağız” söylemi, doğrudan Anadolu’daki emekçiyi cezalandırmak anlamına geliyor. Dar gelirlinin durumunun, Türk marketlerini protesto ederek düzeleceğini düşünmek, ya büyük bir saflık ya da kasıtlı bir manipülasyondur. Halk arasında güzel bir söz vardır: “Bunların derdi üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek.”
Türk marketleri, bir yandan bulundukları ülkelerin maliye kurumlarının ağır denetimleriyle, diğer yandan sıhhiye dairelerinin sıkı kontrolleriyle mücadele ediyor. Gümrük baskınları, evrak incelemeleri, cezalar derken zaten ciddi bir yük altındalar. Buna bir de bu çevrelerin boykot çığırtkanlığı ekleniyor.
Öte yandan, Avrupa’nın büyük market zincirleri, Türk müşteri potansiyelini çekebilmek için zararına satış yapabiliyor. Bugün “helal et” reyonları açarak Türk tüketiciyi kendine çekmeye çalışıyorlar. Peki, on binlerce kişiye istihdam sağlayan Türk marketleri bu haksız rekabete karşı nasıl ayakta kalacak? Boykot çağrısı yapanların bu soruya verecek samimi bir cevabı yok.
Türk toplumu bu zihniyeti yakından tanıyor. Oturdukları yerden topluma yön vermeye çalışan, fakat toplumdan karşılık bulamayan bu çevreler, boykot çağrılarının neden tutmadığını da çok iyi biliyor. Çünkü bu toplum, kimin samimi kimin hesapçı olduğunu ayırt edecek tecrübeye sahiptir.
Kısacası; Türk marketlerine yönelik bu kampanyalar ne dar gelirlinin ne de tüketicinin yararınadır. Görüştüğüm birçok market sahibi, boykotun aksine cirolarında ciddi bir artış olduğunu, hatta boykot çağrısına inatla kendilerini tercih ettiklerini özellikle belirten müşterilerinin bulunduğunu ifade ediyor.
Boykotçuların hedefleri ve niyetleri bellidir. Ve Türk toplumu, bu oyunu bir kez daha boşa çıkarmıştır.




Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.