Crans-Montana faciası ve olgun bir yas kültürü
Crans-Montana faciası ve olgun bir yas kültürü
İsviçre’nin dünyaca ünlü kayak merkezlerinden Crans-Montana…
Her yıl yaklaşık bir milyon turisti ağırlayan, Kayak Dünya Kupası yarışlarına ev sahipliği yapan, refahın ve düzenin sembolü bir kasaba. Yeni yıl gecesi ise bu huzurlu tablo, ülkenin yakın tarihindeki en acı felaketlerden biriyle yerle bir oldu.
Valais (Wallis) Kantonu’nda, yeni yıl kutlamaları sırasında çıkan yangında 40 kişi hayatını kaybetti, 119’dan fazla kişi yaralandı. Eğlence sırasında kullanılan “volkan” tipi havai fişeklerin yol açtığı bu facia, yalnızca İsviçre’yi değil, farklı ülkelerden kurbanların olması nedeniyle tüm Avrupa’yı derinden sarstı.
Ağır yaralılar komşu ülkelere sevk edildi. Hayatını kaybedenler arasında farklı milletlerden insanlar vardı. Türkiye’den de iki genç bu faciadan etkilendi; biri yaşamını yitirdi, diğeri yaralı olarak kurtuldu. Türkiye’nin Bern Büyükelçiliği ve birçok sivil toplum kuruluşu başsağlığı mesajları yayımladı.
Ancak asıl dikkat çeken, felaketin kendisinden çok İsviçre’nin bu acıyla yüzleşme biçimi oldu.
Ne hükümeti istifaya çağıran bir kampanya başlatıldı, ne de suçlu aramak için acele edildi. Günlerce ölü ve yaralı sayıları kontrollü biçimde açıklandı. İsviçre medyası kimseyi hedef göstermedi, bağırmadı, manşetlerle acıyı büyütmedi. Muhabirler ses tonlarına dikkat etti, ekranlarda felaket tellallığı yapılmadı.
Kimse “neden şu kapı kapalıydı”, “alarm niye çalışmadı” sorularını ilk günden bağırarak sormadı. Önce yas tutuldu. Önce acılı ailelerin yanında duruldu. Soruşturmalar sessizce, olması gerektiği gibi yürütüldü.
Dünya medyasının yoğun ilgisine rağmen ülke kaosa sürüklenmedi. İktidar ve muhalefet birlikte hareket etti. Toplum, acıyı ortak bir olgunlukla paylaştı.
Bu tabloyu görünce ister istemez kendi ülkemizde yaşanan felaketler geliyor insanın aklına. Kartalkaya’daki yangının ardından medyada yaşanan kargaşa, suçlama yarışı, reyting uğruna büyütülen acılar… İsviçre’nin bu felaket karşısındaki duruşu, bize sorumlu habercilik ve toplumsal olgunluk konusunda hâlâ öğrenecek çok şeyimiz olduğunu gösteriyor.
Belki de normal olan budur. Acıyı istismar etmeden, soğukkanlılıkla, dayanışma içinde yas tutabilmek…
Demek ki felaketler karşısında bağırmak değil, susup doğruyu yapmak da mümkünmüş.
Hayatını kaybedenlerin ailelerine sabır, yaralılara acil şifalar diliyorum.
Bu büyük acının ardından geriye kalan en önemli ders ise şu: Olgunluk, en zor anlarda belli oluyor.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.