O MAYIS’LAR BİR BAŞKA GÜZELDİ...

Bugün bir başka meseleye değinecektim, ama vaz geçtim.. Belki yarın, belki öbür gün, onu da paylaşırım inşallah.. 
Evet değerli dostlar, birkaç gündür pek keyfim yok!.. Malum Korona günleri.. Evdeyiz.. Televizyonları pek izlemiyorum.. Hep aynı kişiler, papağan gibi aynı şeyleri tekrarlıyorlar.. 
Sadece Cumhurbaşkanımızın konuşmasını izledim.. Alınan son tedbirleri anlattı.. 65 yaş için de 10 Mayıs Pazar günü 4 saatlik dışarı çıkma müjdesini verdi.. O gün de zaten umumi sokağa çıkma yasağı var.. 65 yaş ve üzeri kişiler yine sokaklarda yalnız kalacak.. Neyse, hiç yoktan iyidir..  Bu vatandaşlarımız biraz efkâr dağıtırlar, hiç değilse.. Ayakları açılır, sinir istemleri biraz olsun düzelir.. 
Havalar da bir alem.. Güya Mayıs, ama ne biçim Mayıs?.. Havaların ısınmasını beklerken yine yağmur, ve soğuk geri geldi..  Neyse evde kalmaya alıştık.. Yağmuru pencereden seyrediyoruz.. O kadar nazenin yağıyor ki.. Seyri çok güzel oluyor.. Geçmişi canlandırıyor.. Hatıralar.. Yaşanmılar.. Çocukluğum.. Gençlik yıllarım.. Bir bir gözümün önüne geliyor..           
Evet, hatıralardan daha tatlı ne olabilir?.. Samimi söylüyorum, hiçbir şey!.. Mayıs ayının bende çok ayrı bir yeri var.. Bizim talebelik yıllarımızda Mayıs gelince talebe için her şey bitmiş oluyordu.. Tatil şimdiki gibi Haziran’ın ortalarında değildi.. Kısacası o zaman, çocuklara fazla ders saati yüklenilmiyordu.. Mayıs sonu oldu mu, ver elini üç aylık yaz tatili... Yine o yıllarda da 1 Mayıs resmi tatildi... Okulllar kapalıydı.. Biz hemen arkadaşlarla tezgâhı kurardık.. Ne yapalım, her zamanki gibi Ada’ya gidelim.. Hangi adaya?.. Hangisi olursa.. Heybeli’de olur, ama ekseri Büyükada.. Zira ada dendi mi akla ilk gelen Büyükada olurdu.. Çamlıklar, Dilburnu, faytonla adada gezmek, unutulmayacak şeylerdi.. Hele o vapur seyahati yok mu, müthiş  güzeldi..  
1 Mayıs sabahı tarihi Galata köprüsündeki iskeleden Ada vapuruna binerdik.. Şimdi vapura fazla binmediğimden bilemiyorum, o vapurlar kaldı mı?.. 1953 İtalyan yapımı üç vapurumuz vardı ki, süratli mi süratliydi... 
Paşabahçe, Dolmabahçe ve Fenerbahçe ... 
Bunlar hem Ada, hem de Yalova seferi yapan vapurlardı.. Lüks mevkileri  vardı, yine birinci ve ikinci mevkileri vardı.. Bir de güverte kısmı vardı ki, neşenin kaynağıydı.. Tabii biz arkadaş grubuyla doğru oraya çıkardık.. Şarkılar, gırgır, şamata bir alem!.. 
Ama her şey ölçülü, kimseyi rahatsız etmeden!.. Vapurla ada seyahati, yaklaşık bir saati buluyordu.. Tabii esas film adada oluyordu.. Sanki bambaşka bir alemdi Büyükada.. Ağaçların yeşili de, denizin mavisi de daha çılgındı.. Her zaman gittiğimiz yere, yani Dilburnu’na attık mı kapağı gel keyfim gel!.. O zaman öyle bol para yoktu.. Ama bereket, belki bin kat daha fazlaydı.. Herkes, evlerinden getirdikleri yiyecekleri ortaya koyuyordu... Ve nefis bir sofra çıkıyordu ortaya.. Samimi, mütevazı, duygulu ve bereketli.. 
Pikaba takılan plâklardan dökülen nağmeler gerçekten apayrı bir zevk veriyordu insana.. İnsan adada olur da “Ada Sahillerinde Bekliyorum” u dinlemez mi?... Ya da, “Ada’nın yeşil çamları, aşkımıza yer olsun” şarkısını.. Ardından oyunlar, müthiş iddialı futbol ve voleybol maçları.. Derken tekrar acıkan karınlar... Ve bir yemek faslı daha.. Çevreye olan saygıya bakın ki, bir arkadaşımızı bıraktığımız çöpler için görevlendiriyorduk.. Ola ki, toplamaya unuttuğumuz bir şeyler vardır, diye...
İşin en güzel yanı dönüştü... Dilburnu’ndan iskeleye kadar konvoy halinde yürümek müthiş keyifliydi.. Tabii yalnız biz değildik.. Aziz İstanbul’un birçok yerinden gelen talebe gençler de vardı.. Neticede 18.15 vapuru bizi yine Eminönü’ne getiriyordu... Eminönü’nden 90 no’ lu Eminönü-Draman otobüsüne bindiğimiz gibi doğruca Fatih'teki evimize..
Evimize geldiğimizde o günkü ada macerasının muhasebesini  yapa yapa uyuyacağımız deliksiz bir uyku bizi bekliyordu..
İşte böyle, kıymetli dostlarım.. 
O zamanki Mayıs’lar bambaşka güzellikler sunuyordu biz gençlere... 
Daha sonra insanlar o güzelim Mayıs’ı sulandırdılar.. Yazın habercisi olan Mayıs, adeta kan emici vampirlerin cirit attığı korkulan bir ay oldu.. Hele 1 Mayıs, gezilip tozulan değil, uzun yıllar milletin korkudan evlerinden çıkamadığı bir kara gün olarak yaşandı ve öyle de anıldı... 
Halbuki Mayıs’ın ne suçu var?.. İnsanların bir kısmı, “aşağılık, terbiyeden yoksun, yalancı, hırsız, milletin malına düşman” olursa, Mayıs ne yapsın!.. 
Değil mi?..
Vesselâm..
 

Bu yazı toplam 1176 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.