Unutulmamanın Yolu Unutmamaktan Geçer

 

Sıla-i rahim;  gerek kan, gerekse evlilik vesilesiyle oluşan hısımlara, yakınlara iyilikte ve yardımda bulunma, onlarla ilgilenme, akrabalık bağlarını güçlendirip, koruma şeklinde tanımlanabilir. Dinimiz, yakınlar arasındaki bu bağın koparılmasını, büyük günahlar arasında saymıştır. Zira insanı Toplumsal hayatta hemen her şey bizim hedeflediğimiz, arzuladığımız şekilde cereyan etmeyebilir. Yakınlar arasında da zaman zaman çeşitli sebeplerle hoş olmayan hadiselerle karşılaşmak mümkündür. Bu bağlamda akrabamız bizi terk etse, görüşmek istemese, hatta kötülük yapsa bile şuurlu bir müslüman olarak, akrabalık bağını kopmamlayız.  Akraba ve dost ziyaretlerini asla küçümsememeliyiz.  Sıla-i rahmi, bizim Allah rızasını kazanmasına vesile olacak bir amel olarak algılamalıyız. Bu düşünce ile başta ana-babamız, kardeşlerimiz, dostlarımız olmak üzere imkanlarımız ölçüsünde yakınlarımızın ziyaretlerine gidip hal ve hatırlarını sormalı, sıkıntı ve üzüntülerini paylaşmalı, problemleri varsa, imkan nispetinde çözümüne yardımcı olmalıyız. Bunu dinimizin bir gereği olduğunu unutmamalıyız.  n diğer insanlarla olan ilişkileri,   yakınları  ile olan ilişkilerine göre şekillenmektedir. Buna göre yakınları ile iyi ilişkiler içinde olmayan insan, diğer insanlarla nasıl iyi ilişkiler  içinde olabilir? Toplumdaki sevgi ve dayanışma bağlarının çözülmesi aileden başlar, komşulara ve diğer kesimlere sirâyet eder, neticede fert ve toplum bazında ahenk bozulur.

Kültürümüzde sıla-i rahime vesile olacak, onu etkin kılacak çeşitli dinî ve geleneksel etkinlikler mevcuttur. Şüphesiz bayramlar bu etkinliklerin en başta gelen örneklerindendir. Şu kadarını ilave etmek gerekir ki, bayramlar temel esprisini kaybetmediği sürece gerek yakınlar gerekse toplumun diğer bireyleri arasında kaynaşma ve dayanışmanın belirginleştiği özel zaman dilimleridir. Bayramlar vesilesiyle yapılan ziyaretler, kalplerin yumuşamasına, sevginin paylaşılmasına ve bireysel bazdaki huzurun kitlesel boyutta hissedilmesine katkı sağlayan önemli günlerdir.  Çoğu ilişkilerin menfaat temeli üzerine inşa edildiği, insanların çoğu zaman kendilerine sağlayacağı menfaatler ölçüsünde başkalarıyla ilgilendiği, hatta kendinden önce başkalarını tanımlamaya kalkıştığı, uhrevi ve inanç boyutundan uzaklaşmaların yaşandığı, bunun sonucu olarak da çoğu kez üst kattaki komşunun alt kattakinden habersiz yaşadığı, aileler ve yakınlar arasındaki irtibat ve ilişkilerin zayıfladığı, nesiller arasında kalın duvarların örüldüğü, vefa, haya, iffet gibi bizi biz yapan değerlerin kaybolmaya yüz tuttuğu bir dönemde yaşamaktayız. İşte söz konusu olumsuzlukların giderilmesi veya asgariye indirilmesinde sıla-i rahimin başka bir ifadeyle akrabalık bağlarının güçlendirilmesinin etkisi inkar edilemez. Bu itibarla bayramlar, birbirimizden kaçış anları değil birbirimize yakınlaşma anları olmalıdır.  Başkalarını unutan insanın, kendisinin de onlar tarafından unutulacağı  açıktır. İnsanların zor gününde onların yanında yer almayan, zor gününde kimseyi yanında bulamayacaktır. Bu itibarla ana-babamızı, eşimizi dostumuzu unutmamalıyız. Müslümanlar arasında kardeşlik hakları bulunmasının yanısıra, yakınlar arasında bir de sıla-i rahim kapsamında ele alınacak haklar olduğunu hatırımızdan çıkarmamalıyız. Gerçekten de sıla-i rahim, insanları boncuk taneleri gibi bir araya getiren ipliğe benzer. Bu bağı koparmak hoş görülmediği gibi, güçlendirmek övülmüştür.

Sadaka ve zekat gibi mali ibadetlerimizde öncelik bakmakla yükümlü olmadığımız fakir ve muhtaç yakınlara verilmelidir. Eğer kişinin kendi hısımlarında muhtaç insanlar var ise, sadaka ve zekatlarımızı vermede onlara öncelik tanımamız gerekir. Akrabaya iyiliğin ölçüsü, onların yakınlık derecesine, ihtiyaç durumlarına, bizim de maddi gücümüze göre değişiklik gösterir. Amcalar, dayılar, teyzeler ve bunların çocuklar akrabamızdır.                                          

 Sıla-i rahimi, salt ziyaret olarak algılamak isabetli değildir. Sıla-i rahim, yakınlarımızla maddi ve manevi, söylem-eylem olarak dayanışmanın, bütünleşmenin ifadesidir.  Akrabaya iyilik, fakir bir akrabanın ihtiyacını gidermekle olabileceği gibi, buna güç yetmiyorsa şefkat ve sevgiyi güçlendiren bir ziyaretle, hatta güzel bir söz veya  bir gülümseme ile de olabilir.

Toplumsal hayatta hemen her şey bizim hedeflediğimiz, arzuladığımız şekilde cereyan etmeyebilir. Yakınlar arasında da zaman zaman çeşitli sebeplerle hoş olmayan hadiselerle karşılaşmak mümkündür. Bu bağlamda akrabamız bizi terk etse, görüşmek istemese, hatta kötülük yapsa bile şuurlu bir insan olarak, akrabalık bağını koparmamalayız.  Akraba ve dost ziyaretlerini asla küçümsememeliyiz.  Sıla-i rahmi, bizim Allah rızasını kazanmasına vesile olacak bir amel olarak algılamalıyız. Bu düşünce ile başta ana-babamız, kardeşlerimiz, dostlarımız olmak üzere imkanlarımız ölçüsünde yakınlarımızın ziyaretlerine gidip hal ve hatırlarını sormalı, sıkıntı ve üzüntülerini paylaşmalı, problemleri varsa, imkan nispetinde çözümüne yardımcı olmalıyız. Bunun dinimizin bir gereği olduğunu da unutmamalıyız. 

Bu yazı toplam 6757 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.