Korona tatil yapmıyor-Tehlike çanları çalıyor !

Korona tatil yapmıyor-Tehlike çanları çalıyor !

Yaz aylarında, tatillerin başlaması,  havaların ısınması nedeniyle insanlar çoğunlukla  havadar dış mekanlarda zaman geçirdiğinden, virüs açık havada bulaşmaz düşüncesiyle halk bir rahatlığa kavuştu. Ancak korona tatil yapmıyor, aynı hızla bulaşmaya devam ediyor.
 
Resmi vaka sayıları maalesef gerçeği yansıtmıyor. Ayrıca tüm dünyada, hasta olduğundan haberdar olmayan asemptomatik gizli taşıyıcılar var. Gerçek vakalar, bildirilenlerin birkaç katı düşünülüyor.
İsviçre’de doktorlar, ortalama her iki vakadan sadece birini, öngörülen formla Sağlık Bakanlığına bildiriyor, formlarda hatalar mevcut. Ülkeler, halkın paniğe kapılmaması için vaka sayılarını düşük gösteriyor. Halbuki büyük hata yapılıyor, çünkü sayıların düşük, ya da aynı seviyede seyrettiğini gören halk bu defa, pandemi zayıfladı düşüncesiyle normal hayata devam ediyor, tedbirleri azaltıyor. Bu da vakaların artmasına sebebiyet veriyor. Halbuki tam tersi yapılsa, halk panik yerine olayı daha ciddiye alır, vaka sayılarının düşmesine yardımcı olur.
 
Türkiye’de, özellikle Ayasofya’nın açılması ve binlerce ziyaretçinin bir kısmının kurallara uymadan bir arada olması, ardından Kurban Bayramı ziyaretlerinde yine maskesiz veya mesafe korunmadan temaslar, vaka sayısını tabiatıyla arttırdı.  
 
Aylardır kapalı mekanlarda kalan insanlara bir rehavet çöktü ve tedbirsiz şekilde dış mekanlarda dolaşmaya başladılar.  Ancak biliyoruz ki, virüs açık havada, yolda yürürken, bağırırken, konuşurken, kahkaha atarken, öksürürken, aksırırken kesinlikle 8 metreye kadar yayılıyor ve etrafındaki insanlara bulaştırabiliyor.  Amerikan bilim adamlarının yaptıkları deneylerde, virüs taşıyan kişilerin nefes alarak, öksürerek, konuşarak ve aksırarak ağızlarından çıkardıkları aerosol ve damlaciklar aracılığıyla virüsü havada 8 metereye kadar taşıdığı ispat edilmiştir. Kısacası korona sadece birbirine yakın mesafede yanyana, karşı karşıya bulunan hasta insanların ağzından çıkan damlacıkların yoğun miktarda diğer kişilerin ağız veya burunlarından içeri girmesiyle bulaşır. Özellikle kapalı alan, ancak açık hava da dahil, havasız alan, uzun süre birlikte olmak bulaşmanın belli başlı şartıdır.
 
Açık havada restoranların bahçelerinde 10-15 kişilik uzun masalarda yanyana, karşı karşıya oturuluyor, oturan insanlar birbirinin hasta olup olmadığını, asemptomatik olarak kendi hissetmese bile taşıyıcı olup olmadığını  bilmiyor, çünkü zaten bu şekilde hasta olan kişi de kendisinin hasta olduğundan haberdar değil, ama taşıyıcı. Sigara dumanından virüs yayılabiliyor. Açık havada olunmasına rağmen, masada bir kişinin virüs taşıması, tüm masaya, hatta yan masalara, konuşarak, kahkaha atarak, bağırarak bulaştırması için yeterli. Tatil yerlerinde restoran bahçelerinde masa aralarında 2 metre mesafeye de her zaman uyulmuyor. Ayrıca birkaç kişi birlikte yolda yürürken, yüksek sesle konuşma, cığlık atarak kahkahalarla gülme durumlarında da virüs 8 metre etrafa yayılıyor ve bulaştırabiliyor. Bunun bilincinde olmayan birçok kişi bu şekilde maskesiz yollarda yürüyor. İnsanların bu süreçte toplum içinde bulunduklarında daha dikkatli, bilinçli ve saygılı olmaları, hareketlerini kontrol etmeleri, etraftaki, özellikle 8 metre cıvarındaki insanlara zarar vermemeleri gerekir.
 
Virüs hiç değişmeden hayattayken, benim de bizzat katıldığım açık hava konserleri yapılıyor. Açık hava amfitiyatrolarda 2000-3000 kişi, her ne kadar birer kişi arayla maskeli otursa bile, maskeli olmayan cahil bir azınlık maalesef hep mevcut. Sahnedeki sanatçı, izleycilere maskelerinizi takıp lütfen siz de eşlik edin dedikten sonra, maskesiz olanlar dahil hep bir ağızdan haykırarak yüksek sesle şarkıya eşlik ediliyor. 8 metreye kadar yayılan virüs maskesizler arasında ya da kurallara uygun olmayan kalitesiz maske takanlar arasında yayılmasın da ne yapsın. Bu ortam, birarada oturan 3000 kişi arasında virüsün yayılması için biçilmiş kaftan. 19 Şubatta Milano stadyumundaki futbol maçından sonra İtalya’nın ne hale geldiği göz önünde bulundurulursa, aslında bu gibi açık hava etkinliklerinin, kurallara uymayan seyircilerle birlikte yapılması ne kadar doğru olur, tartışılır. Bu gibi etkinlikler devam ettiği sürece sayıların azalması hikaye.
 
Okulların açılması ayrıca büyük bir hata. Çünkü yine kapalı sınıflarda istediğiniz kadar mesafeli oturun, yüksek sesle konuşarak kapalı bir odada virüsün yayılmaması mümkün değil. Bir restoranda bir kişinin virüsü, masaların mesafeli olmasına rağmen tüm restorana yaydığı yaşanmış bir olay zaten.  İlkbaharda olduğu gibi bir süre daha okulların muhakkak dijital ortamda evden takip edilmesi zorunlu. Ayrıca 10 yaşından itibaren çocukların hastalık semptomu göstermeden de taşıyıcı oldukları uzmanlar tarafından ispatlanmış.
 
Yine birçok ülkede aylardır alışveriş yerlerinde, kapalı ortamlarda, insanların birlikte calıştığı iş yerlerinde maske zorunluğu yok. Çok büyük hata. Türkiye toplu taşımada pandeminin başından beri maske zorunluğu getirmişken, İsviçre üç ay sonra bu kararı aldı, çok geç; diğer ülkelerin büyük bir kısmında zorunlu bile değil. Birden çok insanın bulunduğu kapalı ortamların tümünde maske zorunlu olmadığı sürece pandeminin bitmesi mümkün değil. Çünkü biliyoruz ki, kaliteli uygun maske takmakla bulaşmayı önleyebiliriz. Ayrıca artık enfeksiyon uzmanları da kapalı ortamların tümünde maske zorunluğu getirilmesinden yana.
 
Gidişat böyleyken, havaların soğumasıyla, kapalı alanların tercih edilmesiyle birlikte sonbahar ve kış aylarında, geçtiğimiz mart, nisan rakamlarına ulaşmamız cok doğal, çünkü virüste bir değişiklik yok, ama biz tedbirlerimizi zayıflatıyoruz.
 
Diskotek, kulüp, bar v.b. yerlerin kapanması zaruri, çünkü bu tip yerlerde maske takılması, mekanın karakteriyle bağdaşmaz; yerken, içerken maskeyi otomatik çıkarmak gerekir.
 
Bu arada bir aşının tüm safha ve testlerden geçtikten, yan tesirlerinin araştırıldıktan  sonra dünya sağlık örgütünce onaylanarak piyasaya sunulması 5-10 yıl sürerken ve virüs de bu arada sürekli mutasyona uğrarken, aşı yaptırmanın ne derece doğru ve sağlıklı olduğu da önemli tartışma konusu.
 
Türk Hava Yolları, Pegasus, SunExpress gibi Türk havacılık şirketleri uçak icerisinde maske zorunluğu getirmişken, Swiss, Edelweiss Air uçuşlarında maske takmak serbest. Çok büyük hata, çünkü uçak içerisi yine kapalı mekan, her ne kadar negatif havalandırma sistemine sahip olsa bile, diğer kapalı mekanlardan farkı yok, yolcular yanyana mesafesiz oturuyor, nefes alıyor.
 
Sosyal devletin görevlerinden en önemlisi, halkın sağlığını, güvenliğini korumak. Bunun için, hiçbir şekilde taviz vermeden yasaklar getirecek, yaptırımlarda bulunacak, öncelikli tedbirler alacak; halk kendisinden bu görevleri yerine getirmesini bekler; virüs halen varlığını ve bulaşıcılığını Şubat, Mart, Nisan aylarında olduğu gibi aynı hızla korurken, ekonominin baskısı altında, ekonomi çöker düşüncesiyle, normalleşmeye geçmeyecek. Çünkü aksi taktirde hem insanlar, hem de ekonomi birlikte çökecek.
 
Sosyal devletin görevleri, yaptırımları devam ederken bizler de birey olarak, maske ve mesafe kurallarına uyarak, yiyecek, içecek, mineral, vitamin tablomuza dikkat edip bağışıklık sistemimizi güçlü tutmalı, daha bireysel bir yaşamı tercih etmeliyiz.

Bu yazı toplam 6864 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.