Psikolog Raziye Köse Kızıl

Psikolog Raziye Köse Kızıl

GURBETTE "EVDE" HİSSETMEK: AİDİYET, GÜVEN VE GÖÇ YASI

​Yeni bir ülkeye yerleşmek sadece bir adres değişikliği değil, ruhsal dünyamızı yeni bir coğrafyada var etme çabasıdır. İsviçre sokaklarında yürürken bazen kendimizi bir boşlukta, arafta kalmış hissedebiliriz. Bu hissi anlamlandırmak için psikolojideki üç temel kavramı inceleyeceğiz: Aidiyet, Güven ve çoğu zaman gözden kaçırılan Göç Yası. Bu ilk yazımızda; göç yolculuğunda bu kavramların ruh sağlığımız üzerindeki etkisini ve "ev" hissini nasıl yeniden inşa edebileceğimizi ele alacağız.

​Aidiyet; sadece bir pasaporta veya üst kimliğe sahip olmak değildir; bir topluluğun parçası olduğunuzu, orada bir "yerinizin" olduğunu hissetmektir. İnsan doğası gereği bağ kurmak ve temas etmek ister. Gurbette aidiyet; bazen görece çok küçük görünen, komşumuzla selamlaşmamızda veya kendi kültürel değerlerimizi bu topraklarda yaşatabilmemizde gizlidir. Kendimizi ait hissetmediğimizde, fiziksel olarak orada olsak bile ruhsal olarak "misafir" kalırız. Misafir olduğumuz yerde çoğu zaman kalıcı adımlar atmayız; anı yaşar ama biteceğine dair bir düşünceyle, orayla geçici bir ilişki kurarız. Aidiyet hissi zayıfladığında kişi kendini sürekli bir "yabancılık" ve "anlaşılamama" döngüsü içinde bulabilir. Buna eşlik eden Güven ise sadece dış dünyadaki tehlikelerden korunmak değil; "burada emniyetteyim ve anlaşılabiliyorum" diyebilme halini de kapsar. Güven insanın temel ihtiyaçlarından biridir. İnsan, kendini ancak psikolojik olarak güvende hissettiği yerde bir bütün olarak var olabilir. Eğer iç dünyanızda sürekli bir tedirginlik varsa, en konforlu ev bile size geçici bir durak gibi gelecektir.

​Ancak uyum sürecinin en derin ve bazen en can acıtıcı katmanı "Göç Yası" dır. Birçoğumuz yeni bir hayata başlarken sadece heyecan duyacağımızı sanırız; oysa göç, aynı zamanda bir kayıptır. Geride bırakılan evin, çocukluğun geçtiği sokakların, her köşesi tanıdık olan o şehrin ve hatta oradaki "eski halimizin" kaybıdır. Bu kaybın ardından hüzünlenmek, bazen sebepsiz bir ağlama isteği duymak veya eskiyi aşırı özlemek aslında sağlıklı bir yas sürecidir. Bu yası yaşamaya izin vermeden, yani gidenle vedalaşmadan, yeni gelene tam anlamıyla "merhaba" ve "hoş geldin" demek zordur. Adaptasyon süreci, bu yasın kabulü ve doğal olan hüzne yer açmakla başlar.

​Peki, bu yas süreciyle nasıl başa çıkabiliriz? Öncelikle yaşadığınız özlemi ve hüznü bir "zayıflık" olarak değil, sürecin doğal ve normal bir işlevi olarak görün. Yasınızı bastırmak yerine, eskiyle yeniyi birleştiren ritüeller oluşturun. Örneğin; memleketinizden bir objeyi evinizde görebileceğiniz bir alana yerleştirmek veya eski dostlarla bağınızı koparmadan yeni dostluklara şans vermek bu geçişi yumuşatır. Kendinize zaman tanıyın ve bu zaman içerisinde kendinizi dinleyin. Geride bıraktığınız her şeyi bir "kayıp" olarak değil, kimliğinizin bir parçası olarak yanınızda taşıdığınızı fark ettiğinizde; göç yası yerini yavaş yavaş yeni bir inşa sürecine bırakacaktır.

​Gurbeti "ev"e dönüştürmenin yolu, bu duyguları bilinçli bir şekilde yönetmekten geçer. Bu süreçte en büyük yanılgı, "ya tamamen eski kültürüme tutunup dış dünyaya kapanmalıyım ya da tamamen asimile olup köklerimden kopmalıyım" düşüncesidir. Oysa sağlıklı olan, bir kültürel sentez oluşturmaktır. Kendi dilinizi ve geleneklerinizi korurken içinde yaşadığınız toplumun dilini öğrenmek ve sosyal yapısına dahil olmak; sizi "iki dünya arasında" sıkışmaktan kurtarıp, "iki dünyayı birleştiren" zengin bir birey haline getirir.

​Günlük hayatta aidiyet ve güven hissi küçük eylemlerle inşa edilir. Komşularınız veya mahallenizdeki esnaflar/çalışanlarla kurduğunuz iletişim, yerel bir dernek, vakıf veya kulübe dahil olmak veya çocuklarınızın okul süreçlerine aktif katılımınız, o toplumla temas halinde bulunmanıza katkı sağlar ve aidiyet oluşturur. Ayrıca bazen kendi ana dilinizde duygularınızı ifade etmek ve gerektiğinde profesyonel bir psikolojik destek almak, ruh sağlığınız için gerekli ve önemli olabilir. Unutmayın ki yabancı bir ülkede yaşamanın getirdiği adaptasyon yorgunluğu bir zayıflık değil, şu an yaşadığınız hayatın doğal ve normal bir parçasıdır.

​Sonuç olarak "ev", sadece dört duvardan ibaret değildir; ev, kendimizi olduğumuz gibi kabul edilmiş, güvende ve değerli hissettiğimiz her yerdir.

​Psikolog Raziye Köse Kizil

Bu yazı toplam 768 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Psikolog Raziye Köse Kızıl Arşivi