Zürih’in En Büyük Mezarlığı Artık Bir Park Gibi Kullanılıyor

Sihlfeld Mezarlığı’nda boş kalan mezar alanları artarken ziyaretçilerin profili de değişiyor. Zürih Belediyesi şimdi mezarlıkların geleceğini halkla birlikte belirlemek istiyor.

ZÜRİH – Zürih’in Wiedikon semtindeki Sihlfeld Mezarlığı, 288 bin metrekareye yaklaşan alanıyla şehrin en büyük mezarlığı olmasının yanı sıra en geniş kesintisiz yeşil alanı olma özelliğini de taşıyor.

Yerleşim bölgesinin ortasında bulunan mezarlık, günümüzde yalnızca cenaze törenlerinin ve yas ziyaretlerinin yapıldığı bir yer değil. Yürüyüş yapanlar, banklarda dinlenenler, telefonla konuşanlar, çalışanlar ve çocuklarıyla dolaşan aileler de alanı kullanıyor.

Watson’ın Sihlfeld Mezarlığı’nda görüştüğü bir mezarlık çalışanı, yas tutmak için gelen insanlara artık daha az rastladığını belirterek alanın giderek parka benzediğini söyledi.

Mezar sayısı giderek azalıyor

İsviçre’de cenazelerin büyük bölümünde yakma yöntemi tercih ediliyor. Geleneksel sıra mezarlara yönelik talep azalırken, daha fazla kişi küllerinin doğaya bırakılmasını, bir ağacın altına gömülmesini veya yakınları tarafından muhafaza edilmesini istiyor.

İsviçre’de yakılan kişilerin küllerinin mutlaka bir mezarlığa gömülmesi yönünde genel bir zorunluluk bulunmaması, ailelere daha kişisel seçenekler sunuyor.

Zürih’teki 19 mezarlıkta defin için ayrılan çok sayıda alanın boş kaldığı belirtiliyor. Zürih Belediyesi de “Zürih Mezarlıklarının Geleceği” stratejisi kapsamında boşalan bölümlerin nasıl kullanılacağı ve mezarlıkların gelecekte hangi işlevleri üstleneceği konusunda halkın görüşlerini topluyor.

“Bakımsız kalacaksa hiç mezarım olmasın”

Almanya’nın Baden-Württemberg eyaletinde yaşayan 76 yaşındaki Angelika, Zürih’teki oğlunu ve torununu ziyaret ettiği sırada Sihlfeld Mezarlığı’nda yürüyüş yapanlardan biri.

Mezarlıkları şehirlerin tarihini yansıtan önemli alanlar olarak gördüğünü belirten Angelika, geçmişte insanların ölümle daha yakın bir ilişki içinde olduğunu ancak günümüzde ölüm düşüncesinin büyük ölçüde bastırıldığını düşünüyor.

Mezarlıkların giderek boşalmasından üzüntü duyduğunu söyleyen Angelika, buna rağmen kendisinin geleneksel bir mezara gömülmesini istemiyor. Çocuklarının uzakta yaşaması nedeniyle mezarıyla kimin ilgileneceğini düşündüğünü belirten Angelika, yalnızca mezarlık çalışanlarının bakım yapacağı bir mezar yerine hiç mezarının olmamasını tercih edeceğini söylüyor.

Angelika, küllerinin bir ormanda ağacın altına gömülmesini istiyor.

“Hatırlamak için mezara ihtiyacım yok”

Mezarlığın yakınında yaşayan 66 yaşındaki emekli öğretmen Maria ise haftada bir kez Sihlfeld’i ziyaret ediyor.

Burada gömülmüş tanıdıkları bulunmasına rağmen, kaybettiği insanları hatırlamak için mezarlığa ihtiyaç duymadığını belirten Maria, arkadaşına ilişkin anılarının evinde çok daha canlı olduğunu söylüyor.

Mezarlıkta en çok huzuru, sessizliği, mezar taşlarını ve bitkileri sevdiğini ifade eden Maria, Katolik bir ailede büyüdüğü için çocukluğundan itibaren ölümle iç içe olduğunu anlatıyor. Geçmişte pazar günleri kiliseden sonra mezarlığa gidildiğini ve insanların burada sosyalleştiğini hatırlatıyor.

Toplumun ölümle daha fazla ilgilenmesinden önce yaşayan insanların şartlarının iyileştirilmesi gerektiğini savunan Maria, özellikle çalışma koşullarının düzeltilmesine önem verilmesini istiyor.

Bekâr olan ve çocuğu bulunmayan Maria da cenazesinin yakınlarına yük olmasını istemediği için nasıl gömüleceğini şimdiden düşünüyor.

Mezarı olmayanlar için “Unutma Beni” köşesi

Sihlfeld Mezarlığı’ndaki “Unutma Beni” adlı özel bölüm, mezarlığa gömülmemiş veya mezarı kaldırılmış kişilerin anılması için kullanılıyor.

Bu bölümde bulunan küçük metal kutular bir yıllığına kiralanabiliyor. Yakınlarını kaybeden kişiler, kutulara fotoğraflar, çiçekler ve ölen kişinin hayatında anlam taşıyan eşyalar yerleştirebiliyor.

Taş ustası Judith Schröter, kutuların yoğun ilgi gördüğünü ve anıların çok farklı eşyalarla yaşatıldığını söylüyor.

Kutularda fotoğraf ve kalp şeklindeki taşların yanı sıra çikolatalı mısır gevreği, anahtar, oyun taşı ve yarım bırakılmış bir sigara gibi kişisel eşyalar da bulunuyor. Ünlü sanatçı Udo Jürgens için hazırlanan bir kutuda ise sanatçının fotoğrafı ile “Udo’yu asla unutma” yazısı yer alıyor.

Schröter, yıllar içerisinde insanların kaybettikleri yakınlarını hatırlamak için çok farklı eşyalar kullandığına tanık olduğunu, bunların arasında bir çift takma dişin bile bulunduğunu anlatıyor.

“Zaman bütün yaraları iyileştirmiyor”

39 yaşındaki Natalie için Sihlfeld Mezarlığı yalnızca bir yeşil alan değil, kişisel anılarıyla dolu önemli bir yer.

Çocukluğundan beri mezarlığa geldiğini belirten Natalie, bugün de haftada birkaç kez burada yürüyüş yapıyor. Büyükannesi ve büyükbabası geçmişte Sihlfeld’e gömülmüş ancak mezarları daha sonra kaldırılmış.

Mezarların bulunduğu yerde artık yalnızca çimenlik alan bulunmasına rağmen Natalie, zaman zaman büyükanne ve büyükbabasının bir dönem yattığı noktada durarak onları anıyor.

Natalie’nin ölümle ilişkisi, erkek kardeşinin lösemiye yakalanmasıyla değişmiş. Kardeşinin son döneminde çevresindeki insanların ölüm hakkında nasıl konuşacağını bilemediğini fark ettiğini söyleyen Natalie, kardeşinin vefatından sonra normal hayatına hızla dönmesi için büyük baskı hissettiğini anlatıyor.

Aradan yıllar geçmesine rağmen kaybın tamamen ortadan kalkmadığını belirten Natalie, zamanın bütün yaraları iyileştirmediğini ancak acının zamanla azaldığını ifade ediyor.

Toplumda ölüm ve yas konusunda daha fazla farkındalık oluşturulması gerektiğini savunan Natalie, insanların bu süreçte nasıl davranacağını çoğu zaman bilmediğini söylüyor.

Mezarlıkta koşu ve piknik tartışması

Sihlfeld Mezarlığı’nın park gibi kullanılması, beraberinde bazı tartışmaları da getiriyor. Mezarlıkta koşu yapılması, piknik düzenlenmesi veya güneşlenilmesinin uygun olup olmadığı uzun süredir tartışılıyor.

Zürih Belediyesi, alanın hem dinlenme yeri hem de yas ve anma mekânı olma özelliğinin korunmasını istiyor. Mezarlığa yerleştirilen bilgilendirme levhalarıyla ziyaretçilerden sessizliğe ve yas tutan insanların duygularına saygı göstermeleri talep ediliyor.

Natalie, mezarlıkta hayatın bulunmasını doğal karşılıyor ancak ziyaretçilerin alanın asıl anlamını unutmaması gerektiğini düşünüyor. İnsanların mezarlıkta yürüyebileceğini ve zaman geçirebileceğini belirten Natalie, bunun saygı sınırları içerisinde yapılması gerektiğini söylüyor.

Yaşam ile ölüm aynı alanda buluşuyor

Sihlfeld Mezarlığı’ndaki değişim, toplumun ölüm ve yasla kurduğu ilişkinin de dönüşmekte olduğunu gösteriyor.

Bir tarafta mezarların önünde ağlayan ve ellerinde çiçek taşıyan insanlar bulunurken, diğer tarafta bebek arabalarıyla yürüyen aileler, banklarda oturan gençler ve telefonla konuşan ziyaretçiler yer alıyor.

Zürih Belediyesi, yürüttüğü çalışma sonucunda mezarlıkların yas, anma, tarih, doğa ve dinlenme işlevlerini bir arada sürdürebileceği yeni bir kullanım modeli oluşturmayı hedefliyor. Sihlfeld ise yaşam ile ölümün aynı yeşil alanda buluştuğu bu dönüşümün en dikkat çekici örneğini oluşturuyor.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

İsviçre Haberleri