Yörüngesini arayan Avrupa

Şeref Yıldız

Avrupa, son yıllarda tarihinin en kritik dönemeçlerinden birinden geçiyor. Bir tarafta Rusya-Ukrayna savaşı, diğer tarafta enerji krizleri, düzensiz göç hareketleri, ekonomik rekabet ve küresel güç dengelerindeki değişim, kıtanın geleceğini yeniden şekillendiriyor. Uzun yıllar boyunca ekonomik refahı ve siyasi istikrarı önceleyen Avrupa, artık güvenlik ve savunma konularını yeniden merkeze almak zorunda kalıyor. Bu süreçte en büyük soru şu: Avrupa kendi yörüngesini bulabilecek mi, yoksa büyük güçlerin arasında savrulmaya devam mı edecek?

Soğuk Savaş sonrasında Avrupa, güvenliğini büyük ölçüde Amerika Birleşik Devletleri liderliğindeki NATO şemsiyesi altında sürdürdü. Savunma harcamalarını yeterli düzeyde yapmadığı gibi, savaş sanayisinde ürettiği silahlarla milyarlarca euroluk cirolara ulaştı. Ancak son yıllarda Washington’un dış politikada Asya-Pasifik bölgesine yönelmesi ve Avrupa’ya “kendi savunmanızı daha fazla üstlenin” çağrıları, kıta ülkelerini yeni arayışlara itti. Hatta NATO’daki savunma bütçelerini artırın diyen ABD’ye karşı tavır bile aldılar.

Rusya-Ukrayna savaşı, Avrupa için bir dönüm noktası oldu. Almanya, yıllarca sürdürdüğü temkinli savunma politikasını değiştirerek ordusuna milyarlarca euroluk yatırım yapma kararı almak zorunda kaldı. Fransa ise uzun süredir savunduğu “Avrupa stratejik özerkliği” fikrini daha yüksek sesle dile getirmeye başladı. Polonya ve Baltık ülkeleri ise güvenliği birinci öncelik haline getirerek NATO’nun doğu kanadını güçlendirmeye yöneldi.

Artık Avrupa’nın temel hedefi yalnızca ekonomik birlik değil; aynı zamanda askeri, teknolojik ve enerji alanlarında bağımsız bir güç haline gelmek. Peki bunun için birlikte hareket edebilecekler mi? İkinci Dünya Savaşı’nda birbirini yiyen Avrupalılar’ın, ABD olmadan nasıl hareket edecekleri merak konusu.

Küresel dengelerin değişmesi, Avrupa’yı yeni ortaklıklar kurmaya zorluyor. ABD ile ilişkiler önemini korusa da Avrupa artık tek yönlü bağımlılığın risklerini daha net görüyor. Bu nedenle Avrupa’nın gelecekte üç temel eksende ittifaklarını güçlendirmesi bekleniyor:

Birinci seçenek: ABD ile olan savunma ilişkisi Avrupa için hâlâ vazgeçilmezdir. NATO, özellikle Rusya tehdidine karşı Avrupa’nın en önemli güvenlik garantisi olmaya devam ediyor. Ancak Avrupa ülkeleri artık NATO içinde daha güçlü ve daha bağımsız bir aktör olmak istiyor.

İkinci seçenek: Türkiye, coğrafi konumu, genç nüfusu, savunma sanayisi kapasitesi ve enerji koridorları üzerindeki etkisi nedeniyle Avrupa için kritik bir ülke konumundadır. Göç yönetimi, Karadeniz güvenliği, Orta Doğu dengeleri ve enerji arzı gibi konularda Türkiye ile iş birliği, Avrupa açısından stratejik önem taşımaktadır. Önümüzdeki yıllarda ilişkiler zaman zaman gerilim yaşasa bile karşılıklı bağımlılığın artması beklenebilir.

Üçüncü ve zor olan diğer alternatif: Avrupa, yalnızca güvenlikte değil, teknoloji ve ticaret alanlarında da Çin’e alternatif arayışındadır. Bu nedenle Hindistan, Japonya, Güney Kore ve Avustralya gibi ülkelerle ilişkilerin güçlenmesi beklenmektedir. Özellikle yapay zekâ, yarı iletkenler ve enerji teknolojileri, geleceğin ittifak alanlarını oluşturacaktır.

Avrupa’nın geleceği açısından en önemli tartışmalardan biri liderlik meselesidir. Uzun yıllardır Avrupa Birliği’nin motor gücü olarak görülen Almanya ve Fransa, artık farklı sorunlarla karşı karşıyadır.

Almanya, Avrupa’nın en büyük ekonomisi olmasına rağmen askeri ve jeopolitik liderlik konusunda uzun yıllar temkinli davrandı. Enerji bağımlılığı, sanayi üretimindeki yavaşlama ve iç siyasi tartışmalar, Berlin’in hareket alanını daraltmaktadır. Buna rağmen ekonomik kapasitesi sayesinde Almanya’nın Avrupa’nın merkezindeki ağırlığı devam edecektir.

Fransa ise Avrupa’nın en güçlü askeri kapasitesine sahip ülkelerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Nükleer güce sahip olması ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki daimi üyeliği, Paris’e önemli avantajlar sağlamaktadır. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un “Avrupa ordusu” ve “stratejik bağımsızlık” vizyonu, kıtanın geleceğinde etkili olabilir.

Muhtemelen Avrupa’nın geleceğinde tek bir ülkenin mutlak liderliği yerine; Almanya’nın ekonomik gücü, Fransa’nın askerî-diplomatik etkisi ve Polonya’nın güvenlik merkezli yaklaşımının birleştiği çok merkezli bir liderlik modeli ortaya çıkacaktır.

Avrupa, önümüzdeki yıllarda büyük sınavlarla karşı karşıya kalacaktır. Nüfusun yaşlanması, enerji dönüşümü, göç, ekonomik rekabet ve güvenlik tehditleri, kıtanın geleceğini belirleyecek temel başlıklar olacaktır.

Bununla birlikte Avrupa, hâlâ dünyanın en büyük ekonomik bloklarından biri, yüksek hayat standartlarına sahip bir bölge ve güçlü demokratik kurumlara sahip bir medeniyet alanı olmayı sürdürmektedir. Eğer ortak savunma politikası geliştirebilir, teknolojik dönüşümü başarabilir ve iç siyasi bölünmeleri azaltabilirse, yeniden küresel sistemin en etkili aktörlerinden biri haline gelebilir.

Ancak bunu başaramazsa, Avrupa giderek ABD ile Çin arasındaki rekabetin gölgesinde kalan, stratejik etkisi sınırlı bir coğrafyaya dönüşebilir.

Bugün Avrupa’nın en büyük mücadelesi yalnızca güvenlik değil; aynı zamanda kim olduğunu, hangi değerleri savunduğunu ve gelecekte dünyada nasıl bir rol oynayacağını yeniden tanımlama mücadelesidir. Birilerinin soykırımını haklı görürken, başka ülkelere insan haklarından ve kendi ülkelerinde uygulamadıkları demokrasiden bahsetmemeleri gerekir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.