Ramazan… Takvim yapraklarında bir ay gibi görünse de, müminin gönlünde bir mekteptir. Oruçla nefsimizi terbiye ettiğimiz, Kur’an’la kalbimizi dirilttiğimiz, camilerle ruhumuzu buluşturduğumuz bir rahmet mevsimi… Bu ay, sadece aç kalmak değil; kalbi doyurmak, hayatı yeniden istikamete koymaktır.
Ramazan: Takva İklimi
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Umulur ki takvaya erersiniz.” (Bakara, 2/183)
Bu ayet, Ramazan’ın özünü açıkça ortaya koyar: Takva. Yani Allah’a karşı derin bir sorumluluk bilinci… Oruç, sadece mideyi değil; dili, gözü, kalbi de eğitir. Kötü sözden, kırıcı tavırdan, harama bakan gözden sakınmayı öğretir. Gün boyu sabırla bekleyen insan, iftar anında sadece ekmeğe değil; şükre, kanaate ve kulluğa da yönelir.
Sevgili Peygamberimiz Muhammed (s.a.s.) ise Ramazan’ı şöyle müjdeler:
“Kim inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhârî, Müslim)
Demek ki Ramazan, sadece bir ibadet ayı değil; aynı zamanda bir arınma fırsatıdır. Her sahur yeni bir niyet, her iftar yeni bir başlangıçtır.
Cami: Kalbin Secdeye Vardığı Yer
Ramazan ayı ile camiler arasındaki bağ ise bambaşkadır. Teravihlerle şenlenen mihraplar, mukabelelerle yankılanan duvarlar, omuz omuza saf tutan müminler… Cami, bireysel kulluğu toplumsal bir rahmete dönüştürür.
Kur’an’da şöyle buyrulur:
“Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman edenler imar eder.” (Tevbe, 9/18)
Cami sadece taş ve duvardan ibaret değildir; imanla inşa edilen bir bilinçtir. Ramazan gecelerinde dolan camiler, aslında kalplerin dirilişini gösterir. Teravihte yan yana duran zenginle fakir, gençle yaşlı, aynı kıbleye yönelerek kardeşliğin en somut halini yaşar.
Peygamber Efendimiz Muhammed (s.a.s.)’in Medine’ye hicret ettiğinde ilk iş olarak bir mescit inşa etmesi, caminin İslam toplumundaki yerini açıkça ortaya koyar. Cami; ibadet mekânı olmanın ötesinde, bir mektep, bir istişare yeri, bir dayanışma merkezidir.
Ramazan Hayata Taşmalı
Asıl mesele, Ramazan’ı camide bırakmamaktır. Teravihte hissettiğimiz huşûyu iş yerimize, evimize, sokağımıza taşıyabiliyor muyuz? Oruçla kazandığımız sabrı aile ilişkilerimize yansıtabiliyor muyuz?
Ramazan bize şunu öğretir: Açlıkla empati kurmayı, nimetle şükretmeyi, kalabalık içinde bile Rabbine yönelmeyi… Eğer bu bilinç bayramdan sonra da devam ediyorsa, işte o zaman Ramazan maksadına ulaşmış demektir.
Bir ay boyunca dolan camiler, aslında hayatımızın her anına yayılması gereken bir kulluğun sembolüdür. Çünkü mümin için yeryüzü mescittir; secde sadece seccadede değil, ahlakta da görünmelidir.
Ramazan, camide başlar; ama hayatta kemale erer. Oruçla arınan nefis, namazla güçlenen ruh ve Kur’an’la aydınlanan bir kalp… İşte gerçek diriliş budur.
Rabbimiz bizleri Ramazan’ı hakkıyla idrak eden, camilerle gönül bağını koparmayan ve bu kutlu ayın bereketini bütün bir hayata taşıyan kullarından eylesin.