İsviçre’de nüfus freni: Schengen bile masada

İsviçre, nüfusunu 2050’ye kadar 10 milyonla sınırlamayı hedefleyen referanduma hazırlanıyor.

Sandıktan “evet” çıkması halinde göç politikası, aile birleşimi, iltica başvuruları ve Avrupa Birliği ile serbest dolaşım anlaşmaları üzerinde doğrudan sonuçlar doğurabilir.

İsviçre’de seçmenler, 14 Haziran 2026’da “10 milyonluk İsviçre’ye hayır” adıyla bilinen referandumu oylayacak. Bu, ülkenin kalıcı yerleşik nüfusunun 2050’ye kadar 10 milyonu aşmamasını öngören bir oylama. İsviçre’nin nüfusu 2025 sonunda yaklaşık 9,1 milyondu. Federal hükümete göre 2002’de kişilerin serbest dolaşımının yürürlüğe girmesinden bu yana nüfus yaklaşık 1,7 milyon arttı ve bu artışın temel nedeni göç oldu.

REFERANDUM NEYİ ÖNGÖRÜYOR

Girişimin arkasında, İsviçre siyasetinin en güçlü aktörlerinden sağ popülist İsviçre Halk Partisi bulunuyor. Parti, göçün kontrolden çıktığını, nüfus artışının konut piyasasını, ulaşımı, altyapıyı ve kamu hizmetlerini baskıladığını savunuyor. Parti, bu girişimle hükümeti nüfusun 2050’den önce 10 milyonu geçmemesi için anayasal güvence vermeye zorlamak istiyor.

Teklifte kritik eşik 9,5 milyon. Kalıcı yerleşik nüfus bu seviyeyi 2050’den önce aşarsa Federal Konsey ve Parlamento’nun özellikle iltica ve aile birleşimi alanlarında önlem alması gerekecek.

“EVET” ÇIKARSA NE OLACAK: "SCHENGEN" AYRINTISI

Sandıktan “evet” çıkması halinde İsviçre’nin göç politikasında sertleşme bekleniyor. Teklif, nüfus 9,5 milyonu aşarsa hükümetin nüfus artışını hızlandırdığı düşünülen uluslararası anlaşmaları yeniden müzakere etmesini de öngörüyor. Nüfusun 10 milyon eşiğini kalıcı şekilde geçmesi durumunda ise yetkililerin sınırı sağlamak için “mevcut tüm önlemleri” alması gerekecek; bu önlemler arasında Avrupa Birliği ile Schengen içi serbest dolaşım anlaşmasının feshi de bulunuyor.

İsviçre, AB üyesi olmasa da Avrupa ekonomisiyle derin biçimde entegre. Serbest dolaşım anlaşması, İsviçre şirketlerinin Avrupa’dan iş gücü temin etmesinde kritik rol oynuyor.

HÜKÜMETTEN “EKONOMİ" VE "AB” UYARISI

İsviçre hükümeti ise bu girişime karşı. Federal Konsey, teklifin kabul edilmesi halinde ülkenin refahının, iç güvenliğinin ve Avrupa ülkeleriyle işbirliğinin zarar görebileceği görüşünde. Reuters’ın mart ayında aktardığına göre hükümet, girişimin AB ile işbirliğini tehlikeye atacağını ve ekonomiye zarar vereceğini belirterek seçmenlere “hayır” çağrısı yaptı.

İsviçre ekonomisinin yabancı iş gücüne bağımlılığı, karşı kampanyanın en güçlü argümanlarından biri. Federal hükümet, hastaneler ve bakım evleri gibi kamu kurumlarının da ihtiyaç duyduğu nitelikli çalışanları sıklıkla AB ülkelerinden sağladığını belirtiyor.

Girişimin karşıtları, İsviçre’nin hastaneler, oteller, inşaat sektörü ve üniversitelerde yabancı çalışanlara ihtiyaç duyduğunu vurguluyor. Aynı zamanda göç ve serbest dolaşım üzerindeki sert sınırlamaların İsviçre’nin mevcut uluslararası taahhütleriyle çatışabileceği belirtiliyor.

DESTEKÇİLER NE DİYOR

Referandumu destekleyenler ise tabloyu farklı okuyor. İsviçre Halk Partisi’ne göre sorun yalnızca göçmen sayısı değil; nüfus yoğunluğunun yarattığı zincirleme baskı. Parti, kalabalık trenleri, sıkışan yolları, zorlaşan konut piyasasını, artan kiraları ve sosyal güvenlik sistemindeki yükü göç kaynaklı nüfus artışıyla ilişkilendiriyor. Parti bu durumu “nüfus yoğunluğu baskısı” olarak tanımlıyor.

İSVİÇRE AVRUPA’NIN ERKEN UYARI SİSTEMİ Mİ

İsviçre’de referandum kültürü uzun süredir ülkenin siyasi istikrarının temel unsurlarından biri olarak görülüyor. Ancak son yıllarda göç, vergi, AB ilişkileri ve kamu harcamaları gibi sert başlıkların sandığa taşınması, doğrudan demokrasinin toplumsal öfkeyi yatıştırıp yatıştırmadığı sorusunu yeniden gündeme getirdi.

Bern Üniversitesi’nden siyaset bilimci Hans-Peter Schaub, İsviçre modelinin diğer ülkeler için bir tür “sismograf” işlevi görebileceğini belirtiyor. Yani bu demek oluyor ki İsviçre, göç, AB karşıtlığı ve vergi adaleti gibi kriz başlıklarını komşularından daha erken sandığa taşıyor; başka ülkelerde üzeri örtülen gerilimler, İsviçre’de referandum yoluyla görünür hale geliyor.

Bu yüzden 14 Haziran’daki oylama, Avrupa’da giderek büyüyen “göç-refah-kimlik” üçgenini de test edecek.

TÜRK VATANDAŞLARINI DA İLGİLENDİREBİLİR

Referandum doğrudan Türkiye’yi hedef almıyor. Fakat sandıktan “evet” çıkması halinde İsviçre’nin aile birleşimi, iltica ve oturum izinleri alanında atacağı olası adımlar Türk vatandaşlarını da ilgilendirebilir. Özellikle İsviçre’ye uzun süreli çalışma, eğitim, aile birleşimi ya da sığınma başvurusu yapan üçüncü ülke vatandaşları, göç politikasındaki bu sertleşmeden etkilenme potansiyeli olan gruplar arasında.

Bu nokta Türkiye açısından dikkat çekici. İsviçre Göç Sekreterliği’nin 2024 verilerine göre Türkiye, İsviçre’ye yapılan iltica başvurularında Afganistan’ın ardından üst sıralarda yer aldı; 2024’te Türk vatandaşlarından 4 bin 107 başvuru kaydedildi.

İsviçre Federal Gümrük ve Sınır Güvenliği Ofisi’nin 2025 verilerinde ise düzensiz giriş vakalarında yakalanan kişiler arasında Türk vatandaşları 1.933 kişiyle ilk sırada yer aldı.

SANDIKTAN ÇIKACAK SONUÇ AVRUPA’YA MESAJ OLACAK

İsviçre, daha önce de göç başlığında Avrupa’dan önce sert tartışmalar yaşadı. 2014’te “kitlesel göçe karşı” girişim kabul edilmiş, ancak AB ile serbest dolaşım anlaşmaları nedeniyle tam anlamıyla uygulanamamıştı. 2026’daki nüfus sınırı girişiminin kabul edilmesi halinde nasıl uygulanacağı da hala belirsizliğini koruyan konular arasında.

14 Haziran’daki oylama tam da bu nedenle Avrupa’da göç tartışmasının hangi yöne evrileceğine dair bir fragman niteliğinde.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

İsviçre Haberleri