İsviçre'de Enflasyon Gerçekten Düşük mü?

Bünyamin Altun


İsviçre, uzun yıllardır ekonomik istikrarın, güçlü para biriminin ve düşük enflasyonun sembolü olarak biliniyor. Resmî verilere baktığımızda da tablo bunu doğruluyor. Son yıllarda tüketici fiyat endeksi çoğu Avrupa ülkesine kıyasla oldukça düşük seviyelerde kaldı. Ancak sokak ile Resmi veriler vatandaşa sorulduğunda bambaşka bir tablo ile karşılaşıyoruz..
Zürih'te, Basel'de, Bern'de ya da İsviçre’nin küçük bir kasabasında yaşayan insanlar aynı soruyu soruyor:
"Eğer enflasyon gerçekten bu kadar düşükse, neden her ay cebimizden daha fazla para çıkıyor?" Her yere zam var ama ay sonunda hesapta eksiden başka kalan yok.
Bu soru, İsviçre ekonomisinin son yıllardaki en büyük paradokslarından birini ortaya koyuyor.
Resmî istatistikler ile vatandaşın yaşadığı ekonomik gerçeklik arasındaki mesafe giderek açılıyor.
Bunun temel nedeni, resmi enflasyonun (CPI / Landesindex der Konsumentenpreise) ile insanların günlük yaşam maliyetini aynı şey olarak ölçmemesi.
Devlet kurumları enflasyonu belirli bir mal ve hizmet sepeti üzerinden hesaplıyor.

Sağlık sigortası primleri CPI içinde tam olarak yer almıyor

Onların mantığı:

* Primler bir “transfer ödemesi” olarak görülüyor.
* Asıl ölçülen şey sağlık hizmetlerinin fiyatı.
* Prim artışı sadece fiyat değil, daha fazla sağlık hizmeti kullanımı nedeniyle de oluşabiliyor.

Ev fiyatları CPI içinde yok
Onların mantığı::

* Ev fiyatları
* Hisse senetleri
* Finansal varlıklar

enflasyon sepetine doğrudan dahil değildir.

Bu nedenle:

* Zürih’te ev fiyatı %30 artsa bile
* Resmi enflasyon aynı kalabilir

Ancak halk bunu yaşam maliyeti artışı olarak hisseder.

Ortalama sepet herkesi temsil etmiyor

Federal İstatistik Ofisi yaklaşık 100.000 fiyatı takip ederek ortalama bir tüketici sepeti oluşturur.

Sorun şu:

Bir emeklinin harcamaları ile:

* bir yazılımcının,
* bir öğrencinin,
* çocuklu bir ailenin

harcamaları aynı değildir.

Örneğin:

* Çocuklu aile sağlık ve kiraya daha fazla para harcar.
* Bekâr biri elektronik ürünlere daha fazla harcayabilir.

Bu nedenle herkes farklı enflasyon hisseder.

Kalite değişimleri ve yeni ürünler

Ekonomistler uzun zamandır şunu tartışıyor:

Resmi endeksler;

* ürün değişimlerini,
* kalite değişimlerini,
* tüketici tercihlerini, mükemmel ölçemez.
Ekonomik açıdan bakıldığında bu yöntem bilimsel ve uluslararası standartlara uygun. Ancak insanların günlük hayatı istatistik tablolarından çok daha karmaşık.
Örneğin son yıllarda sağlık sigortası primleri birçok hanenin bütçesinde en büyük yüklerden biri haline geldi. Her yıl gelen zamlar aile bütçelerini zorlamaya devam ediyor. Buna rağmen sağlık sigortası primlerindeki artışlar enflasyon hesaplamalarında vatandaşın hissettiği şekilde yer almıyor. Teknik olarak bunun gerekçeleri olabilir. Fakat ay sonunda hesabından daha fazla para çıkan bir vatandaş için teknik açıklamalar çoğu zaman ikna edici olmuyor.
Benzer bir durum konut piyasasında da yaşanıyor.
İsviçre'de kiralar ve gayrimenkul fiyatları uzun süredir yükseliyor. Özellikle büyük şehirlerde gençlerin ev sahibi olabilmesi artık geçmiş nesillere göre çok daha zor. Ancak konut fiyatlarındaki artışlar da resmî enflasyon rakamlarına doğrudan yansımıyor.
Sonuç olarak vatandaş, hayatının en büyük gider kalemlerinde ciddi fiyat artışları görürken televizyonda veya gazetelerde "enflasyon yüzde bir seviyesinde" haberlerini izliyor.
Bu durum doğal olarak güven sorununa yol açıyor.
Bir diğer dikkat çekici konu ise son yıllarda giderek yaygınlaşan "gizli zamlar."
Market raflarında birçok ürünün fiyatı değişmiyor gibi görünse de gramajları küçülüyor. Tüketici aynı parayı ödüyor ancak daha az ürün alıyor. Ekonomide buna "shrinkflation" adı veriliyor.
Daha da görünmez olanı ise kalite düşüşü.
Üreticiler bazen maliyetleri azaltmak için ürün içeriklerini değiştiriyor, daha düşük kaliteli hammaddeler kullanıyor veya hizmet standartlarını aşağı çekiyor. Fiyat etiketi aynı kalsa bile tüketicinin aldığı değer azalıyor. Bu süreç ise "skimpflation" olarak tanımlanıyor.
İstatistikler fiyatı ölçebiliyor ancak her zaman değerdeki kaybı ölçemiyor.
Sorunun bir başka boyutu ise ortalama tüketici kavramı.
Resmî hesaplamalarda kullanılan tüketici sepeti milyonlarca insanın ortalama davranışını temsil ediyor. Oysa emeklinin harcama alışkanlıkları ile genç bir profesyonelin, çocuklu bir ailenin veya öğrencinin harcama yapısı birbirinden tamamen farklı.
Bir aile bütçesinin yüzde 30'u kiraya ve sağlık sigortasına gidiyorsa, bu iki kalemdeki artış o aile için gerçek enflasyon anlamına geliyor. İstatistiksel ortalamalar ise bu kişisel deneyimi tam olarak yakalayamıyor.
Bu nedenle "resmî enflasyon" ile "hissedilen enflasyon" arasındaki makas açısı büyüyor.
Burada önemli olan nokta şudur:
Resmî verilerin tamamen yanlış olduğunu söylemek doğru olmaz.
Ancak eksiksiz olduklarını söylemek de mümkün değildir.
Devletin ölçtüğü şey belirli bir tüketim sepetinin fiyat değişimidir. Vatandaşın hissettiği şey ise yaşam maliyetindeki toplam değişimdir.
Bu iki kavram birbirine yakın olabilir, fakat aynı değildir.
İsviçre bugün hâlâ Avrupa'nın en güçlü ekonomilerinden biri. Ancak ekonomik göstergeler ne kadar olumlu görünürse görünsün, vatandaşların günlük yaşam deneyimleriyle uyuşmayan veriler zamanla güven sorununa dönüşebilir.
Ekonomik istikrar yalnızca düşük enflasyon rakamlarından ibaret değildir.
Gerçek istikrar, vatandaşın markete gittiğinde, sağlık sigortası faturasını ödediğinde ve ay sonunda hesabına baktığında hissettiği ekonomik güven duygusudur.
Belki de önümüzdeki yıllarda tartışılması gereken soru enflasyonun kaç olduğu değil, insanların neden açıklanan rakamlardan daha yüksek bir enflasyon hissettiğidir.
Bazen ekonomi tablolar doğruyu söyebilir.
Ama gerçek hayat, o tablolardan daha yüksek sesle konuşur.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.