İsviçre değişirken refah, tarafsızlık ve yaşam kalitesi nasıl korunacak?

Bünyamin Altun

İsviçre denildiğinde dünyanın zihninde hâlâ benzer bir tablo beliriyor: yüksek yaşam standardı, güçlü ekonomi, siyasi istikrar, güvenlik, tarafsızlık ve elbette Çikolatası, Parası, Alp Dağları…

Fakat bugün İsviçre’de yaşayanların gündelik hayatına biraz daha yakından baktığımızda, bu kusursuz tablonun arkasında giderek büyüyen bazı soru işaretleri görüyoruz.
Maaşlar yükselse bile hayat neden daha pahalı geliyor? Ülke ekonomik büyümesini sürdürürken çalışanların alım gücü neden aynı hızda artmıyor? İsviçre daha fazla iş gücüne ihtiyaç duyarken göçü nasıl yönetecek? Büyüyen nüfus karşısında konut, ulaşım ve sağlık sistemi ne kadar dayanabilecek? İklim değişikliği Alplerin ve şehirlerin geleceğini nasıl etkileyecek? Ve belki de en önemlisi: Dünyanın giderek daha fazla kutuplaştığı bir dönemde İsviçre’nin meşhur tarafsızlığı ne anlama gelecek?
Aslında bütün bu sorular birbirinden bağımsız değil. Hepsi aynı büyük sorunun farklı parçaları:

*İsviçre, değişen dünyada bugünkü yaşam kalitesini nasıl koruyacak? Zengin ülkenin geçim sıkıntısı*

İsviçre dünyanın en yüksek ücretlerinin ödendiği ülkelerden biri. Fakat yüksek maaş tek başına yüksek refah anlamına gelmiyor.
Son yıllarda özellikle sağlık sigortası primleri, kiralar, enerji, gıda ve günlük yaşam giderlerindeki artış birçok hanenin bütçesinde daha fazla hissediliyor. Bu nedenle ücret görüşmelerinde yüzde 1 ya da yüzde 2’lik artışların konuşulması yalnızca işveren ile çalışan arasındaki teknik bir pazarlık değil.
Asıl mesele satın alma gücü.
Bir insanın maaşı yükselirken Krankenkasse primi, kirası ve temel giderleri daha hızlı yükseliyorsa, kağıt üzerinde daha fazla kazanmasına rağmen gerçekte daha zengin değildir.
Bu durum İsviçre’nin önümüzdeki yıllardaki en önemli toplumsal meselelerinden biri olmaya aday. Çünkü İsviçre modelinin başarısı yalnızca şirketlerin güçlü olmasıyla değil, çalışan orta sınıfın kendisini ekonomik olarak güvende hissetmesiyle mümkün oldu.
Bu güven sarsılırsa, rakamlar iyi görünse bile toplumdaki refah algısı değişebilir.

*İsviçre büyüyor; peki altyapısı da büyüyor mu?*

Ekonominin bir başka gerçeği ise iş gücü ihtiyacı.
İsviçre ekonomisi uzun yıllardır yabancı çalışanların katkısıyla büyüyor. Hastanelerden inşaata, gastronomiden mühendisliğe, bilişimden akademiye kadar birçok alanda göçmen emeği ülkenin ekonomik sisteminin önemli bir parçası.
Ancak burada ciddi bir çelişki ortaya çıkıyor.
Ekonomi daha fazla insana ihtiyaç duyarken toplum daha fazla nüfusun sonuçlarını tartışıyor.
Daha fazla insan demek daha fazla konut, daha fazla ulaşım, daha fazla okul, daha fazla sağlık hizmeti ve daha fazla altyapı demek.
Bugün birçok bölgede uygun fiyatlı konut bulmak zorlaşıyor. Büyük şehirlerin çevresindeki trafik yoğunluğu artıyor. Toplu taşıma sistemleri giderek daha fazla yolcu taşıyor. Sağlık sistemindeki maliyet baskısı ise zaten ülkenin en önemli siyasi tartışmalarından biri.
Bu nedenle göç tartışmasını yalnızca “yabancılar gelsin mi, gelmesin mi?” seviyesinde yapmak İsviçre’nin gerçek sorununu ıskalıyor.
Doğru soru belki de şudur:
İsviçre ihtiyaç duyduğu nüfus artışına uygun bir ülke planlaması yapıyor mu?
Göçmenleri suçlamak kolaydır. Konut üretmek, altyapıyı geliştirmek, sağlık sistemini reforme etmek ve uzun vadeli nüfus politikası oluşturmak ise çok daha zordur.

*İşsizlik ve yapay zekâ: Geleceğin çalışanı kim olacak?*

Bütün bunlara bir de iş dünyasındaki dönüşüm ekleniyor.
İsviçre’de işsizlik oranı uluslararası karşılaştırmalarda hâlâ düşük seviyelerde olsa da iş piyasasındaki her değişim yakından takip ediliyor. Üstelik artık tartışmanın merkezinde yalnızca ekonomik büyüme yok.
Yapay zekâ ve otomasyon çalışma hayatını hızla değiştiriyor.
Bir zamanlar makinelerin daha çok fiziksel işleri ortadan kaldıracağı düşünülüyordu. Bugün ise yapay zekâ muhasebeden tercümeye, bankacılıktan müşteri hizmetlerine, yazılımdan medya sektörüne kadar beyaz yakalı meslekleri de dönüştürüyor.
Yüksek ücretli bir ekonomi olan İsviçre açısından bu dönüşüm özellikle önemli.
Çünkü şirketler verimliliği artırmak isterken çalışanlar haklı olarak şu soruyu soruyor:
*Benim mesleğim on yıl sonra hâlâ var olacak mı?*
İsviçre’nin cevabı teknolojiyi engellemek olamaz. Fakat insanları değişen ekonomiye hazırlamak olabilir.
Mesleki eğitim ve sürekli eğitim sistemiyle dünyaya örnek gösterilen İsviçre’nin, yapay zekâ çağında bu avantajını yeniden kullanması gerekecek.

*Bir başka tehdit gökyüzünden geliyor*

Ekonomik ve demografik değişimlerin yanında İsviçre’nin karşı karşıya olduğu başka bir dönüşüm daha var: iklim.
Alpler artık iklim değişikliğinin sonuçlarının en görünür olduğu bölgelerden biri.
Buzulların geri çekilmesi yalnızca kartpostallardaki manzaranın değişmesi anlamına gelmiyor. Su kaynakları, hidroelektrik üretimi, tarım, turizm ve doğal afet riskleri açısından da uzun vadeli sonuçlar doğuruyor.
Aynı zamanda İsviçre şehirleri daha sıcak yazlara hazırlanmak zorunda.
Burada mesele yalnızca daha fazla klima kullanmak değil.
Şehirlerin nasıl planlandığı, ne kadar yeşil alan bulunduğu, sokaklarda ne kadar ağaç olduğu, binaların hangi malzemelerle yapıldığı ve yaşlı nüfusun sıcak hava dalgalarından nasıl korunacağı artık doğrudan yaşam kalitesi meselesi.
Belki de geleceğin İsviçre’sinde lüksün tanımı değişecek.
Bugün şehir merkezinde bir otopark değerliyken yarın gölge veren büyük bir ağacın çok daha değerli olduğunu anlayabiliriz.

*Peki tarafsız İsviçre nereye gidiyor?*

Bütün bu iç meselelerin üzerinde bir de İsviçre’nin dünyadaki yeri tartışılıyor.
Tarafsızlık, İsviçre kimliğinin en güçlü kavramlarından biri.
Ancak Ukrayna savaşı ve Avrupa’daki güvenlik dengelerinin değişmesiyle birlikte bu kavram yeniden sorgulanıyor.
Tarafsızlık ne demektir?
Hiçbir konuda taraf olmamak mı?
Askerî ittifakların dışında kalmak mı?
Yoksa savaşan taraflardan birine askerî olarak katılmadan uluslararası hukuk, diplomasi ve insani değerler konusunda söz söyleyebilmek mi?
Bu sorunun basit bir cevabı yok.
Tam da bu nedenle İsviçre’nin “sessiz diplomasi” geleneği bugün belki geçmişten daha değerli.
Dünyada birbirleriyle konuşmayan ülkelerin sayısı arttıkça, konuşabilecekleri tarafsız masaların değeri de artıyor.
İsviçre’nin gücü hiçbir zaman büyük bir ordudan ya da büyük bir nüfustan kaynaklanmadı.
Gücü; güvenilirliğinden, istikrarından, kurumlarından ve gerektiğinde birbirine düşman tarafları aynı masaya oturtabilmesinden geldi.
Dolayısıyla tarafsızlığı korumak ile dünyaya sırtını dönmek aynı şey değildir.
Hatta belki tam tersidir.
Gerçek tarafsızlık, dünyanın sorunlarından kaçmak değil, bu sorunların çözümünde güvenilir bir arabulucu olabilmektir.

*İsviçre’nin asıl sermayesi*

Maaşlardan göçe, yapay zekâdan iklim değişikliğine, tarafsızlıktan diplomasiye kadar bütün bu tartışmalar ilk bakışta birbirinden çok farklı görünüyor.
Oysa hepsinin merkezinde aynı mesele var:
*Güven.*
Çalışanın yarın da geçinebileceğine güvenmesi…
Gençlerin eğitim aldıklarında iş bulabileceklerine güvenmesi…
Göçmenlerin emeğinin yalnızca ihtiyaç olduğunda hatırlanmayacağına güvenmesi…
Yaşlıların sağlık sisteminin onları koruyacağına güvenmesi…
Vatandaşın devlet kurumlarının uzun vadeli düşündüğüne güvenmesi…
Ve dünyanın, İsviçre’nin gerektiğinde güvenilir bir arabulucu olabileceğine inanması.
İsviçre’nin gerçek zenginliği belki de bankalarındaki para, güçlü frangı veya kişi başına düşen milli geliri değildir.
Asıl zenginliği, yıllar içinde oluşturduğu bu güven kültürüdür.
Fakat hiçbir toplumsal kazanım kendiliğinden sonsuza kadar devam etmez.
Refah korunmak ister.
Altyapı yatırım ister.
Göç yönetim ister.
Teknoloji eğitim ister.
İklim değişikliği hazırlık ister.
Tarafsızlık ise değişen dünyayı doğru okumayı ister.
İsviçre bugün büyük bir kriz içinde olmayabilir. Hatta dünyanın birçok ülkesiyle karşılaştırıldığında hâlâ son derece güçlü ve istikrarlı bir konumda.
Belki de tam bu nedenle geleceği tartışmanın zamanı bugündür.
Çünkü başarılı ülkelerin en büyük hatası, geçmişte doğru yaptıklarının gelecekte de otomatik olarak işe yarayacağını düşünmektir.
İsviçre’nin önündeki soru artık “Bugün iyi durumda mıyız?” değildir.
Asıl soru şudur:
*Bugün sahip olduğumuz İsviçre’yi, yarının dünyasında da yaşatabilecek miyiz?*

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.