ZÜRİH – Gazze’deki İsrail saldırılarının perde arkasını ele alan “NAZA” adlı belgesel, hem uluslararası alanda hem de İsrail’de büyük tartışma başlattı. İsrailli yönetmenler Yuval Abraham ve Rachel Szor tarafından hazırlanan film, İsrail ordusu ve istihbarat servislerinde görev yapmış 24 eski asker ve subayın anonim ifadelerine dayanıyor.
Tages-Anzeiger’a konuşan yönetmenler, belgeseldeki bilgileri 100’den fazla gizli kaynakla yaptıkları görüşmeler sonucunda doğruladıklarını, her önemli iddiayı birden fazla kaynağa dayandırdıklarını ve görüşülen kişilerin kimliklerini kontrol ettiklerini söyledi.
Netanyahu tanıkların yargılanmasını istedi
Belgeselin Venedik Film Festivali’ndeki dünya prömiyerinin ardından İsrail hükümeti yönetmenleri sert biçimde hedef aldı. İsrail Kültür Bakanı Miki Zohar, Abraham ve Szor’u “devlete ihanet etmekle” suçlayarak vatandaşlıklarının iptal edilmesini istedi.
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ise filmde konuşan asker ve subayların kimliklerinin tespit edilerek bilgi güvenliğini ihlal ve iftira suçlamalarıyla yargılanmalarını talep etti.
Yuval Abraham, Netanyahu’nun talebinin bağımsız gazetecilik açısından son derece tehlikeli olduğunu belirterek, “Netanyahu yalnızca filmde konuşan 24 kişiyle ilgilenmiyor. Gelecekte hiçbir İsrail askerinin veya subayının gördükleri hakkında konuşmamasını sağlamak istiyor” dedi.
Abraham, binlerce İsrail askerinin filmi izlemesi hâlinde anlatılanların gerçeği yansıttığını anlayacağını savundu.
Yönetmenler, İsrail’e dönmeyi planladıklarını ancak güvenlikleri konusunda yaşadıkları endişeler nedeniyle hâlen İngiltere’de bulunduklarını söyledi.
Bombalama hedeflerinin nasıl seçildiğini anlatıyor
“NAZA”, İsrail ordusunun Gazze’deki bombardıman hedeflerini belirlerken kullandığı sistemleri konu alıyor. Filmde konuşan eski asker ve istihbarat görevlileri, Hamas mensuplarına ait olduğu değerlendirilen telefonların iletişim hareketlerinin yapay zekâ destekli sistemlerle takip edildiğini ve bombardıman yapılacak binaların bu yöntemlerle belirlendiğini anlatıyor.
Belgeselin adına kaynaklık eden “NAZA” ifadesinin, İsrail istihbaratı tarafından bir saldırıda ölmesi beklenen sivil sayısını belirtmek amacıyla kullanılan askerî bir kısaltma olduğu belirtiliyor.
Filmdeki ifadelerde hedefin önemine göre saldırılarda 5 ila 200 arasında sivilin ölümünün kabul edilebilir görülebildiği öne sürülüyor. Yönetmenler, bu sistemin insan hayatını istatistiksel bir modele dönüştürdüğünü savunurken, filmde konuşan askerlerden biri süreci “video oyununa” benzetiyor.
İsrail ordusu ise yapay zekâ kullanımı ve sivillerin bilinçli biçimde hedef alındığı yönündeki bazı iddiaları reddediyor.
Kaynakların yüzleri ve sesleri değiştirildi
Belgeselde konuşan 24 eski asker ve subayın kimliklerinin açığa çıkmaması için yüzleri gizlendi, sesleri dijital yöntemlerle değiştirildi. Görüşmeler, Tel Aviv’deki binaların çatılarında gece saatlerinde gerçekleştirildi.
Yönetmenler, bazı hava saldırılarının tarihi, yeri ve hedefi hakkında ayrıntılı bilgilere sahip olduklarını ancak kaynakların İsrail hükümeti tarafından tespit edilmesini önlemek amacıyla bu bilgilerin tamamını filme koymadıklarını açıkladı.
Yuval Abraham, filmin hazırlanması sırasında Guardian’ın araştırma ekibiyle birlikte titiz bir doğrulama süreci yürütüldüğünü belirtti.
Filmde sonradan değişiklik yapıldığı yönündeki iddiaları reddeden Rachel Szor ise “Film hâlâ aynı. Değişen yalnızca planlarımız oldu. Kudüs’e dönmek istiyorduk ancak şu anda İngiltere’de kalıyoruz” dedi.
“7 Ekim katliamı haklı gösterilemez”
Yönetmenler, belgeselde 7 Ekim 2023’te Hamas tarafından İsrail’e düzenlenen saldırılara yeterince yer verilmediği yönündeki eleştirileri de reddetti.
Yuval Abraham, 7 Ekim saldırılarında üç tanıdığını kaybettiğini belirterek şunları söyledi:
“Biz İsrailliyiz. O korkunç günde üç tanıdığımı kaybettim. 7 Ekim kurbanlarına ve o tarihten bu yana hayatını kaybeden Filistinlilere derin bir sempati duyuyoruz. Katliam haklı gösterilemez. Ancak Gazze’nin tamamen yok edilmesi ve sivillerin öldürülmesi de haklı gösterilemez.”
“Gazze’de masum sivil olmadığı düşüncesi normalleştirildi”
Abraham, 7 Ekim saldırılarından sonra İsrail toplumunda “Gazze’de masum sivil olmadığı” düşüncesinin yaygınlaştığını savundu.
Bu görüşün yalnızca sağcı medya tarafından değil, merkez ve merkez sol medya tarafından da normalleştirildiğini belirten Abraham, filmde konuşan bir askerin “Ne yaparsak yapalım, bunu hak ediyorlar” sözünü hatırlattı.
Abraham, “Bu kadar çok insan şiddeti normalleştirdiğinde öldürmek daha kolay hâle geliyor. Askerler, insanlıktan uzaklaştırmanın içinde yüzdüğünüz su gibi olduğunu söylüyor. Zeki ve iyi eğitimli bir asker olsanız bile çevrenizdeki herkes bunun doğru olduğunu söylediğinde siz de böyle düşünmeye başlıyorsunuz” ifadelerini kullandı.
İsrail’de savaş pilotu veya istihbarat görevlisi olmanın yüksek prestijli bir meslek olarak görüldüğünü belirten Abraham, çocukluk yıllarından itibaren bu görevlerin toplumsal bir ideal olarak sunulduğunu söyledi.
Kurbanların görüntüleri filmin sonunda gösteriliyor
Belgeselin sonunda Gazze’deki yıkımı gösteren görüntülere yer veriliyor. Bunlar arasında, enkaz altında kalan çocuklarına seslenen Filistinli bir babanın cep telefonu görüntüsü de bulunuyor.
Rachel Szor, Gazze’den gelen görüntüleri kullanıp kullanmama konusunda uzun süre tartıştıklarını belirterek bunları filmin sonuna eklemelerinin bilinçli bir tercih olduğunu söyledi.
Szor, “İsrailli subayların uzaktan nasıl hareket ettiğini göstermek istedik. Sorumlular ekranların arkasında oturuyor ve kurbanları görmüyor. Gazze’ye yalnızca 60 kilometre uzaklıkta yaşamalarına rağmen orada neler yaşandığından habersizler” dedi.
Szor, askerlerin eylemlerini haklı çıkarmaya çalışmadığını ancak insanların bu tür suçlara nasıl katılabildiğini anlamanın önemli olduğunu vurguladı.
“Kötülük yalnızca İsrail’e veya İsrail toplumuna özgü değildir. Tarih boyunca birçok kez yaşandı ve yeniden yaşanabilir. Bunu önleyebilmek için insanların başka insanlara bunu nasıl yapabildiğini anlamamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.
İsrail’den aynı isimle karşı film
İsrail hükümeti, yönetmenlerin belgeselinin ardından YouTube üzerinden “NAZA: Tüm Hikâye” adlı başka bir yapımı tanıtmaya başladı. Söz konusu filmde İsrail ordusu “dünyanın en ahlaklı ordusu” olarak tanımlanıyor.
Yuval Abraham, İsrail hükümetinin desteklediği yapımın kendi belgesellerinin adını ve görsel tarzını taklit ettiğini savundu.
Abraham, “Aynı başlığı kullanıyor ve çatılarda çekilmiş benzer sahnelere yer veriyorlar. İsrail açıkça izleyicilerin bu filmin bizim belgeselimiz olduğunu düşünmesini sağlamaya çalışıyor” dedi.
Venedik’te Özel Jüri Ödülü kazandı
“NAZA”, 83. Venedik Film Festivali’nde Özel Jüri Ödülü’ne layık görüldü. Film, Tel Aviv’deki çatılarda çekilen anonim görüşmeler aracılığıyla İsrail’in Gazze’deki bombardıman sistemini ve bu sistem içerisinde görev yapan kişilerin sorumluluklarını sorguluyor.
Belgesel İsviçre’de de tartışmalara neden oldu. Zürih Film Festivali yönetimi, filmi herhangi bir panel veya karşı görüş içeren tartışma programı düzenlemeden gösterdiği gerekçesiyle eleştirildi.
Yönetmenler, İsrail’de şu ana kadar hiçbir sinemanın filmi göstermeyi kabul etmediğini açıkladı. “NAZA”nın kasım ayının sonundan itibaren Guardian’ın internet sitesinde ücretsiz olarak yayımlanması planlanıyor.
Yuval Abraham, filme yönelik tepkilerin büyük bölümünün düşmanca olacağını bildiğini ancak İsrail toplumundaki “inkâr duvarında” oluşan küçük çatlakların daha da büyümesini umduğunu söyledi.