“Hiç Bu Kadar Az Çalışmadık, Ama Hiç Bu Kadar Tükenmedik”

İsviçreli uzmandan dikkat çeken değerlendirme: Tükenmişliğin nedeni çalışma süresi değil, stresi nasıl yaşadığımız

ZÜRIH- İsviçre’de ve Avrupa genelinde son yıllarda tükenmişlik (burnout) vakaları artmaya devam ederken, dört günlük çalışma haftasının bu soruna çözüm olup olmayacağı tartışılmayı sürdürüyor. İsviçre merkezli stres ve dayanıklılık uzmanı Michaela Schenker, İsviçre merkezli haber platformu Watson’a verdiği röportajda, yaygın kanaatin aksine tükenmişliğin temel nedeninin uzun çalışma saatleri olmadığını savundu.

Schenker’e göre, bir kişinin haftada kaç saat çalıştığından çok, bu süreyi nasıl deneyimlediği ve gün boyunca maruz kaldığı stresin yoğunluğu belirleyici oluyor.

“Çalışma saatleri azalıyor, tükenmişlik ise artıyor”

Schenker, Almanya örneğini göstererek son otuz yılda ortalama haftalık çalışma süresinin 38,4 saatten 34,3 saate düştüğünü hatırlattı. Buna rağmen psikolojik nedenlerle işe devamsızlıkların önemli ölçüde arttığına dikkat çeken uzman, bu durumun çalışma süresi ile tükenmişlik arasında doğrudan bir ilişki kurulamayacağını söyledi.

İsviçre’de de benzer bir tablonun görüldüğünü belirten Schenker, İsviçre Sağlığı Teşvik Vakfı’nın (Gesundheitsförderung Schweiz) İş Stresi Endeksi verilerine göre çalışanların yüzde 30,3’ünün son dönemde duygusal tükenmişlik yaşadığını aktardı. Bunun İsviçre ekonomisine yıllık yaklaşık 6,5 milyar İsviçre frangı maliyet oluşturduğu tahmin ediliyor.

Dört günlük çalışma haftasına tamamen karşı değil

Schenker, daha fazla boş zamana sahip olmanın çalışanlar açısından olumlu olduğunu kabul ederken, dört günlük çalışma haftasının tek başına tükenmişliği önleyeceği yönündeki iddiaların bilimsel olarak yeterince güçlü olmadığını ifade etti.

Sıkça örnek gösterilen İzlanda uygulamasının aslında tam anlamıyla dört günlük çalışma haftası olmadığını belirten uzman, pilot projelerde birçok kurumda haftalık çalışma süresinin yalnızca birkaç saat azaltıldığını ve uygulamanın ağırlıklı olarak kamu sektöründe gerçekleştirildiğini söyledi.

Birleşik Krallık’ta yürütülen dört günlük çalışma haftası denemelerine ilişkin araştırmaların ise gönüllü olarak programa katılan ve bu modele zaten sıcak bakan şirketlerle yapıldığını hatırlatan Schenker, elde edilen sonuçların tüm sektörlere genellenmesinin doğru olmayacağını dile getirdi.

Sağlık sektöründe uygulamak daha zor

Röportajda özellikle sağlık sektörü örneğine değinen Schenker, hastaneler ve bakım hizmetleri gibi 24 saat kesintisiz çalışan alanlarda dört günlük çalışma haftasının uygulanmasının ciddi personel ve maliyet sorunları doğurabileceğini belirtti.

Uzman, masa başı ve bilgi yoğun mesleklerde toplantıların azaltılması veya süreçlerin sadeleştirilmesiyle verimlilik artırılabilirken, sağlık gibi fiziksel varlığın zorunlu olduğu mesleklerde aynı yaklaşımın kolaylıkla uygulanamayacağını ifade etti.

Asıl sorun zihnin dinlenememesi

Schenker’e göre tükenmişliği belirleyen en önemli unsur, beynin olayları nasıl yorumladığı.

Stres tepkisinin büyük ölçüde bilinç dışı mekanizmalarla oluştuğunu söyleyen uzman, beynin alarm merkezi olan amigdalanın olası tehditleri saniyeler içinde değerlendirdiğini, kişinin bilinçli düşünmeye başlamasından önce stres hormonlarının salgılanabildiğini anlattı.

Bu nedenle mükemmeliyetçilik, herkesi memnun etmeye çalışma isteği ve sürekli yüksek performans beklentisinin kişiyi kronik stres döngüsüne sokabildiğini belirtti.

“Tatil hastalığı” uyarısı

Röportajda dikkat çeken konulardan biri de “tatil hastalığı” (Leisure Sickness) oldu.

Schenker, yoğun stres altında yaşayan bazı kişilerin tatile çıktıklarında baş ağrısı, mide bulantısı ve aşırı yorgunluk yaşayabildiğini belirtti. Bunun temel nedeninin ise zihnin gerçekten dinlenememesi olduğunu ifade etti.

Uzman, hafta sonu veya tatil günlerinin tek başına çözüm olmadığını, kişinin işten uzaklaşsa bile zihinsel olarak aynı stres döngüsünü sürdürebildiğini söyledi.

Erken belirtiler göz ardı edilmemeli

Schenker’e göre tükenmişliğin erken işaretleri arasında şunlar yer alıyor:

* Akşamları ve hafta sonlarında rahatlayamamak,
* Tatilde bile zihni işten uzaklaştıramamak,
* Eskisine göre daha fazla hata yapmak,
* Sürekli yorgun hissetmek,
* Hiçbir şeyden keyif alamamak,
* Düşünceleri durduramamak ve sürekli aynı konuları zihinde tekrar etmek.

Uzman, panik atakların ise erken belirti değil, vücudun artık daha fazla yük taşıyamadığı noktaya ulaştığının göstergesi olduğunu vurguladı.

“Tükenmişlik bir başarısızlık değildir”

Röportajın sonunda Schenker, tükenmişliğin çoğu zaman işine bağlı, sorumluluk sahibi ve yüksek motivasyonla çalışan kişilerde görüldüğünü belirtti.

Toplumun tükenmişliği kişisel başarısızlık olarak görmekten vazgeçmesi gerektiğini ifade eden uzman, bireylerin kendi psikolojik dayanıklılıklarını geliştirmelerinin önemine dikkat çekti.

Schenker’e göre çalışma hayatında yapılacak yapısal iyileştirmeler önemli olsa da, uzun vadede belirleyici olan unsur insanların stresi algılama ve yönetme biçimini değiştirebilmeleri.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

İsviçre Haberleri