Haber: Zafer Atamer
CENEVRE – Dünyadaki güç dengelerinin değişimini ele alan Fransızca bir jeopolitik çalışma, Türkiye’nin uluslararası alanda artan etkisine geniş yer ayırdı. Ankara’nın coğrafi konumu, savunma sanayisindeki gelişimi ve çok yönlü dış politikası, ülkeyi diplomatik ve stratejik açıdan vazgeçilmez bir aktör hâline getiren başlıca unsurlar arasında gösterildi.
Fransa’da Le Monde Politique imzasıyla 2025 yılının sonunda yayımlanan “L’État du monde 2026 – Géopolitique du monde contemporain” adlı çalışma, küresel sistemin giderek daha çok kutuplu bir yapıya dönüştüğünü vurguluyor.
Türkiye’ye özel bölüm ayrıldı
Yaklaşık 350 sayfalık çalışmada Türkiye’nin iç politikası, ekonomisi, savunma sanayisi ve dış ilişkileri ayrı bir bölümde inceleniyor. Türkiye’nin Avrupa ile Asya arasında bulunmasının yanı sıra Karadeniz, Akdeniz, Kafkasya, Balkanlar ve Orta Doğu’ya yakınlığı önemli bir stratejik avantaj olarak değerlendiriliyor.
Çalışmada, İstanbul ve Çanakkale boğazları üzerindeki yetkileri düzenleyen Montrö Sözleşmesi’nin Türkiye’ye Karadeniz ile Akdeniz arasındaki geçişlerde özel bir konum kazandırdığı belirtiliyor.
Denge diplomasisi öne çıkarıldı
Türkiye’nin NATO üyeliğini sürdürürken Rusya ve Çin ile ilişkilerini devam ettirebilmesi, çok yönlü dış politikanın bir sonucu olarak değerlendiriliyor. Ankara’nın Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü desteklemesine rağmen Batı’nın Rusya’ya yönelik yaptırımlarına katılmaması da bu politikanın örneklerinden biri olarak gösteriliyor.
Çalışmada “denge politikası” olarak tanımlanan bu yaklaşımın, Türkiye’nin farklı ve zaman zaman birbirine rakip aktörlerle iletişim kurabilmesine imkân sağladığı ifade ediliyor.
Türkiye’nin NATO içerisinde kalırken BRICS’e üyelik başvurusunda bulunması ve Şanghay İşbirliği Örgütü ile ilişkilerini geliştirmek istemesi de Ankara’nın stratejik hareket alanını genişleten adımlar arasında sıralanıyor.
Savunma sanayisine dikkat çekildi
Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayisine yaptığı yatırımlar da çalışmada öne çıkarılan başlıklardan biri oldu. Özellikle silahlı insansız hava araçlarının üretimi ve farklı ülkelere satılması, Türkiye’nin uluslararası silah pazarındaki etkisini artıran gelişmeler arasında gösterildi.
“Çelik Kubbe” adı verilen hava savunma sisteminin geliştirilmesi, Türkiye’nin kendi füze savunma kapasitesini oluşturma hedefinin bir parçası olarak değerlendirildi. Ankara’nın Libya, Suriye, Katar ve Somali gibi ülkelerdeki askerî varlığı da bölgesel gücünü destekleyen unsurlar arasında sıralandı.
Türkiye’nin uzay çalışmalarına ve denizlerdeki etkinliğini artırmaya yönelik yatırımlarının da uzun vadeli güç politikasının parçaları olduğu belirtildi.
Diplomatik ağına vurgu
Çalışmada Türkiye’nin dünyanın en geniş diplomatik ağlarından birine sahip olduğu ve farklı ülkeler arasında iletişim kurabilme yeteneği sayesinde uluslararası krizlerde önemli roller üstlenebildiği kaydediliyor.
Ankara’nın Batı ile ilişkilerini sürdürürken Rusya, Çin, Orta Doğu, Afrika, Balkanlar ve Orta Asya ülkeleriyle yeni ortaklıklar geliştirmesi, Türkiye’nin küresel etkisini artıran başlıca faktörlerden biri olarak değerlendiriliyor.
“Yedi ülke” iddiasına dikkat
Çalışma, son günlerde bazı yayınlarda Türkiye’nin “dünyanın en güçlü yedi ülkesinden biri” olarak gösterildiği şeklinde yorumlandı. Ancak eserin erişilebilen tam metninde ülkeleri sıralayan resmî bir “en güçlü yedi ülke” listesi bulunmuyor.
Buna karşılık Türkiye; ABD, Çin, Rusya, Fransa, Hindistan ve İran gibi ülkelerle birlikte yeni çok kutuplu düzenin etkili aktörlerinden biri olarak ele alınıyor. Çalışmanın Türkiye hakkındaki temel değerlendirmesi, Ankara’nın diplomatik ve stratejik bakımdan göz ardı edilemeyecek bir uluslararası aktöre dönüştüğü yönünde.