Bir yabancının Türkiye hakkında söylediği şu söz, üzerinde uzun uzun düşünmemiz gereken bir cümle:
“Evler bu kadar temizken sokaklar neden bu kadar kirli?”
İlk bakışta basit bir temizlik eleştirisi gibi görünüyor. Oysa bu soru, aslında çok daha derin bir meseleyi önümüze koyuyor: Bizim temizlik, merhamet ve medeniyet anlayışımız nereye gitti?
Çünkü temizlik sadece evin dört duvarı arasında başlayan ve orada biten bir alışkanlık değildir. Gerçek temizlik, insanın yaşadığı çevreye karşı sorumluluk hissetmesiyle anlam kazanır.
Eskiden evimizin içi kadar kapımızın önü, mahallemiz, sokağımız ve hatta yaşadığımız şehir de bize emanetti.
BİR KURDUN HAYATINI DÜŞÜNEN MEDENİYET
Anadolu irfanında insana, hayvana ve tabiata karşı ince bir hassasiyet vardı.
Anlatılan eski bir anlayışa göre, odun ateşe atılmadan önce birbirine vurulur, içindeki kurt ve böceklerin dışarı çıkmasına imkân verilirdi.
Bugün bunu romantik bir hatıra gibi görebiliriz.
Fakat aslında burada çok önemli bir mesaj vardır:
“Benim işim görülsün diye başka bir canlı zarar görmesin.”
Bu anlayış, yalnızca hayvana merhamet etmek değildir. Hayatın bütününe karşı sorumluluk duygusudur.
Kurban kesilirken hayvanın bıçağı görmemesi için gösterilen hassasiyet de aynı anlayışın bir parçasıdır. Hayvanın korkmaması, acısının ve sıkıntısının mümkün olduğunca azaltılması düşünülürdü.
Bugün ise bazı görüntülere baktığımızda, bu inceliğin yerini zaman zaman acımasızlığın aldığını görüyoruz.
KUŞLAR İÇİN EV YAPANLAR VARDI
Geçmişte insanlar sadece kendileri için ev yapmazdı.
Evlerin duvarlarına kuşların barınabilmesi için küçük yuvalar yapılır, çeşmelerin yanına hayvanların su içebileceği kaplar konulurdu.
Hayvanların beslenmesi için vakıflar kurulurdu.
Sokak hayvanlarının ihtiyaçlarının karşılanması, bazı dönemlerde kurumsal bir sorumluluk haline getirilmişti.
Bugün “sokak hayvanları” dediğimiz canlılara geçmişte sadece “hayvan” olarak bakılmıyordu.
Onlar da bu hayatın bir parçasıydı.
İnsan kendisini tabiatın sahibi değil, emanetçisi olarak görüyordu.
Belki de bugün en fazla kaybettiğimiz şeylerden biri budur.
PENCEREDEKİ SARI ÇİÇEK
Medeniyet sadece büyük vakıflardan ve büyük eserlerden ibaret değildi.
Bazen bir pencereye konulan sarı bir çiçek bile komşuluk hukukunun sessiz bir diliydi.
Bir evde maddi sıkıntı varsa, bunu herkesin içinde söylemek yerine pencereye sarı çiçek konulduğu; komşuların da bunu bir işaret kabul ederek ihtiyaç sahibine incitmeden yardım ettiği anlatılır.
Burada sadece yardımlaşma yoktur.
İnsanın onurunu koruma hassasiyeti vardır.
Yardım eden kendisini üstün görmez, yardım alan da mahcup edilmezdi.
İşte medeniyet biraz da budur.
BUGÜN NE DEĞİŞTİ?
Bugün evlerimiz modernleşti.
Temizlik malzemelerimiz çoğaldı. Evlerimiz daha konforlu, daha düzenli hale geldi.
Fakat aynı hassasiyeti sokağa taşıyamadığımız zamanlar oluyor.
Elimizdeki çöpü yere atabiliyoruz.
Aracımızın camından dışarı bir şey bırakabiliyoruz.
Parkları, kaldırımları ve ortak kullanım alanlarını kendi evimizin bir parçası gibi görmeyebiliyoruz.
Oysa sokağın da bizim evimiz kadar temiz olması gerekir.
Çünkü sokak, hepimizin ortak evidir.
Bir insan evinin salonuna çöp atmazken neden yaşadığı sokağa atmalıdır?
Bir insan kendi bahçesindeki ağacı korurken neden ortak alandaki ağaca zarar vermelidir?
Kendi evindeki hayvana merhamet eden bir insan neden sokaktaki canlıya karşı duyarsızlaşmalıdır?
Bunlar üzerinde düşünmemiz gereken sorulardır.
TELEVİZYONLARDAKİ ŞİDDET BİZE NE SÖYLÜYOR?
Her gün televizyon ekranlarında ve sosyal medyada öldürme, yaralama, hayvanlara eziyet ve çeşitli şiddet görüntüleriyle karşılaşıyoruz.
Bu görüntüler artık hayatımızın sıradan bir parçası haline gelmemeli.
Çünkü şiddete sürekli maruz kalmak, toplumun şiddete karşı duyarlılığını da zayıflatabilir.
Bir canlıya yapılan eziyet karşısında üzülmek, yalnızca hayvan sevgisi değildir.
Merhamet duygusunu canlı tutmaktır.
Merhametini kaybeden insanın yalnızca hayvana değil, zamanla insana, komşusuna, çevresine ve topluma karşı da duyarsızlaşması mümkündür.
Bu nedenle mesele çok daha büyüktür.
MEDENİYETİ YENİDEN HATIRLAMAK
Bizim tarihimizde temizlik ile ahlak, merhamet ile medeniyet birbirinden ayrı düşünülmezdi.
Bir çeşmenin yanına hayvanların su içmesi için yalak yapılması, kuşların barınması için yuva hazırlanması, hastalara ve yoksullara yardım edilmesi, ağaçların korunması…
Bunların hepsinin temelinde aynı düşünce vardı:
“Ben yalnız yaşamıyorum.”
İşte bugün yeniden hatırlamamız gereken cümle budur.
Ben yalnız yaşamıyorum.
Yanımda komşum var.
Sokağımda başka insanlar var.
Gökyüzünde kuşlar var.
Ağaçlar, böcekler, kediler, köpekler var.
Ve bütün bunlar bize emanettir.
TEMİZLİK SADECE SÜPÜRGEYLE OLMAZ
Sokakları temizlemek elbette belediyelerin ve ilgili kurumların görevidir.
Ancak hiçbir belediye, milyonlarca insanın yere attığı her çöpü anında temizleyemez.
Temiz bir şehir istiyorsak yalnızca belediyeden hizmet beklemek yeterli değildir.
Temiz şehir, temiz davranışların sonucudur.
Çöp kutusunun birkaç metre uzağına çöp atan insanın sorumluluğunu bir başkasına yüklemek mümkün değildir.
Şehrimizi temiz tutmak da, hayvanlara merhamet etmek de, ağacı korumak da önce bireysel bir tercihtir.
Bugün yeniden kendimize sormalıyız:
Evlerimiz temizken sokaklarımız neden kirli?
Kuşlar için ev yapan bir medeniyetin torunları, neden bazen sokaktaki canlıları görmezden geliyor?
Bir hayvanın bıçağı görmemesi için hassasiyet gösteren anlayış, neden bugün bazı canlıların çektiği acılara karşı sessiz kalabiliyor?
Bir komşusunun mahcubiyetini düşünerek yardım eden insanlar, neden bugün birbirlerinin varlığından bile habersiz hale geliyor?
Ve en önemlisi:
Bir zamanlar odunun içindeki kurdu düşünecek kadar hassas olan bir medeniyet, nasıl oldu da sokağa attığı çöpü düşünmez hale geldi?
Bu soruların cevabı yalnızca belediyelerde, okullarda veya devlet kurumlarında aranamaz.
Cevap, hepimizin kendi davranışlarında gizlidir.
Çünkü medeniyet büyük sözlerle değil, küçük davranışlarla yaşar.
Yere çöp atmamakla…
Bir ağacı korumakla…
Bir hayvanın suyunu düşünmekle…
Komşuyu incitmemekle…
İhtiyaç sahibini mahcup etmeden yardım etmekle…
Ve en önemlisi, kendimiz için istediğimiz temizliği ve güzelliği başkaları için de istemekle.
Belki de bugün ihtiyacımız olan şey yeni bir medeniyet icat etmek değil. Kendi medeniyetimizin unuttuğumuz merhametini yeniden hatırlamaktır.