İSVİÇRE – İş hayatına ara vermek, erken emekli olmak veya uzun bir izin kullanmak birçok kişinin hayalleri arasında yer alıyor. Ancak günlük sorumluluklar ortadan kalktığında insanların her zaman rahatlayamadığı, aksine boş zamanlarını en verimli şekilde değerlendirme baskısı altında kalabildiği belirtiliyor.
Freiburg Üniversitesi Etnoloji Profesörü Gregor Dobler, insanların çalışmak zorunda olmadıkları dönemlerde zamanlarını nasıl değerlendirdiklerini araştırdı. Gözlemlerini “Otium” adlı kitabında ele alan Dobler, gerçek özgürlüğün yalnızca daha fazla boş zamana sahip olmakla sınırlı olmadığını savunuyor.
Tages-Anzeiger gazetesine konuşan Dobler, uzun yıllar boyunca her boş saatini verimli kullanmaya alışan kişilerin, takvimleri boşaldığında bu davranıştan hemen vazgeçemediğini söyledi.
Boş zaman da baskıya dönüşebiliyor
Dobler, eşiyle birlikte bir yıllığına Princeton Üniversitesine gittiği dönemde bunu bizzat yaşadığını anlattı. Kendisine herhangi bir dış baskı olmadan araştırma yapma fırsatı sunulmasına rağmen, planladığı çalışmaları tamamlayamadığını düşünerek zaman baskısı hissettiğini belirtti.
Kalan süreyi en iyi şekilde kullanmak zorunda olduğu düşüncesinin üzerindeki baskıyı daha da artırdığını ifade eden Dobler, insanlara zaman vermenin tek başına yeterli olmadığını vurguladı.
Dobler’e göre asıl mesele, kişinin her an üretken ve işlevsel olmak zorunda olduğu düşüncesinden kurtulabilmesi.
İş sona erse de aidiyet duygusu sürmeli
Gregor Dobler, Fransa’nın Bretonya kıyısındaki Ouessant Adası’nda emekli denizciler üzerinde de araştırma yaptı.
Burada tanıştığı Jean isimli denizci, 25 yıllık çalışma hayatının ardından 50 yaşında emekli oldu. Emeklilik sonrasında ailesiyle daha fazla vakit geçiren Jean, komşularıyla bocce oynadı, gönüllü itfaiyeci olarak çalıştı ve adada yardıma ihtiyaç duyulan işlere katıldı.
Dobler’e göre Jean’in emekliliğe kolay uyum sağlamasının temelinde, iş hayatı sona ermesine rağmen toplumla bağlarının devam etmesi bulunuyor. Jean artık ücretli bir işte çalışmasa da kendisini gerekli ve toplumun bir parçası olarak hissetmeyi sürdürdü.
Aynı durum bütün emekliler için geçerli olmadı. Dobler, çalışma hayatı sona erdikten sonra toplumdan uzaklaşan, alkol sorunları yaşayan ve yeni hayatına uyum sağlayamayan kişilerin de bulunduğunu aktardı.
Araştırmaya göre emeklilik veya uzun süreli izin dönemlerinde kişinin ailesi, arkadaşları, kulüpleri ve gönüllü çalışmalarıyla olan bağları büyük önem taşıyor.
Daha hızlı olmak her zaman daha iyi değil
Dobler’in araştırmasında dikkatini çeken örneklerden biri de koyun yününü el iğnesiyle eğiren Madame Stéphan oldu.
Stéphan’ın daha hızlı çalışmasını sağlayacak bir çıkrığı bulunmasına rağmen, çoğunlukla el iğnesini tercih ettiği belirtildi. Bunun nedeni ise çıkrık kullanması halinde iplik eğirmenin kendisi için yalnızca bir işe dönüşecek olmasıydı.
El iğnesiyle çalışırken çevresindekilerle sohbet edebilen ve kahve içebilen Stéphan, çıkrık başında yalnızca yaptığı işe odaklanmak zorunda kalıyordu. Daha hızlı üretim ona zaman kazandıracak ancak yaptığı faaliyetin sosyal ve insani yönünü ortadan kaldıracaktı.
Dobler, bu örneğin modern toplumun verimlilik anlayışını sorgulamak için önemli olduğunu belirtiyor. Ona göre bir işi daha kısa sürede tamamlamak, o faaliyeti insan açısından mutlaka daha değerli hale getirmiyor.
“Yapay zekâ dağıtım sorununu çözemez”
Dobler, yapay zekâ ve robotların gelecekte insanları çalışma zorunluluğundan kurtaracağı yönündeki tahminlere de temkinli yaklaşıyor.
Teknolojik gelişmenin üretkenliği artırabileceğini ancak ortaya çıkan kazancın toplum içinde nasıl dağıtılacağı sorusuna cevap vermediğini belirten Dobler, geçmişteki sanayi devrimlerinin de benzer refah vaatleriyle başladığını hatırlattı.
Dobler’e göre yapay zekâ ve robotlar sayesinde daha az çalışmak teknik olarak mümkün olsa bile bundan kimlerin yararlanacağı siyasi ve toplumsal kararlarla belirlenecek.
Asıl sorunun teknoloji değil, işin ve servetin toplum içinde nasıl paylaştırılacağı olduğunu ifade eden Dobler, teknolojik ilerlemenin tek başına herkese daha fazla özgürlük sağlamayacağını söyledi.
Herkese iki yıllık izin önerisi
Gregor Dobler, insanların çalışma hayatları boyunca toplam iki yıllık izin kullanabilmesini öneriyor. İznin tek seferde veya farklı dönemlere bölünerek kullanılabilmesi öngörülüyor.
Öneriye göre izin süresince yaşam giderleri, vergilerle finanse edilecek temel bir gelirle karşılanacak. Bu ödeme normal maaşın tamamının yerini almayacak ancak kişilerin temel ihtiyaçlarını karşılamasına yardımcı olacak.
Çalışanların izin sonrasında eski işlerine dönme hakları da korunacak.
İki yıllık süre; aile bireylerine bakmak, yeni bir eğitim almak, meslek değiştirmek, farklı bir alanda deneyim kazanmak veya kişinin yaşamında ne yapmak istediğini düşünmesi için kullanılabilecek.
Dobler, bu sürenin mutlaka belirli bir sonuç veya başarı üretmek zorunda olmadığını vurguluyor. Ona göre insanlar bazen herhangi bir hedefe ulaşma baskısı olmadan düşünmeye ve hayatlarını yeniden değerlendirmeye ihtiyaç duyuyor.
Daha az çalışmak isteyenlere tavsiyeler
Dobler, daha fazla boş zaman isteyen kişilerin öncelikle iş hayatlarının kendilerine neler kazandırdığını ve neler kaybettirdiğini değerlendirmelerini öneriyor.
Daha düşük bir gelirle yaşamanın mümkün olup olmadığı, kişinin ne kadar paraya ihtiyaç duyduğu ve günlük yaşamında kimlerden destek alabileceği üzerinde düşünülmesi gerektiğini belirtiyor.
Aile, arkadaşlar, kulüpler ve gönüllü çalışmaların daha fazla boş zamana geçişi kolaylaştırabileceğini ifade eden Dobler, yarı zamanlı çalışmanın da hem günlük düzeni korumak hem de daha fazla özgürlük kazanmak için uygun bir seçenek olabileceğini söylüyor.
Uzun süreli bir izin beklemeden günlük yaşamda kısa molalar oluşturulabileceğini belirten Dobler’e göre bir saatlik amaçsız boş zaman bile kişinin hayatına dışarıdan bakmasına yardımcı olabilir.
Bu sürede önemli olanın ortaya somut bir sonuç çıkarmak değil, sürekli işlev görme ve üretme zorunluluğundan geçici olarak uzaklaşmak olduğu vurgulanıyor.