ZÜRİH / BERN — İsviçre ile İtalya arasında uzun yıllardır iyi seyreden ilişkiler, bu yılın başında yaşanan Crans-Montana’daki yıkıcı yangın faciası sonrası ciddi bir sınavdan geçiyor. Olayın ardından iki ülke arasında giderek büyüyen diplomatik tartışmalar, sadece adalet arayışıyla değil, güven ve iş birliği üzerinde de derin izler bırakıyor. 
Tarihçi ve İtalyan Parlamento Üyesi Toni Ricciardi, İsviçre-İtalya ilişkilerinin tarihsel olarak güçlü olduğunu ancak Crans-Montana olayının iki ülke arasındaki hassas dengeleri sarstığını belirtiyor. Ricciardi’ye göre İtalya’da geniş yankı bulan tepkilerin ardında, çocuklarını ve yakınlarını kaybeden ailelerin yaşadığı acı ile İsviçre’deki soruşturma sürecine dair kaygılar yatıyor. 
İtalya, olayla ilgili yürütülen soruşturmanın seyrine ilişkin ortak bir soruşturma komisyonu kurulmasını talep ederken; bu talep iki ülke arasında diplomatik gerilime yol açtı. Ricciardi, bu talebin İsviçre’nin egemenliğini sorgulamak değil, orada yaşanan trajedinin sorumluluklarının etkin biçimde ortaya konulmasına katkı sağlamak olduğunu savunuyor. 
Öte yandan İsviçre’de bazı siyasi çevreler ve medya, İtalya’nın taleplerine karşı daha temkinli bir tutum izliyor. Ülkede, soruşturmanın bağımsız yargı süreçleri çerçevesinde yürütülmesi gerektiği ve siyasetçilerin hukuki sürece müdahale etmemesi gerektiği yönünde görüşler de dile getiriliyor. 
Crans-Montana faciası, 1 Ocak 2026’da bir bar yangınında en az 40 kişinin hayatını kaybetmesi ve yüzlerce kişinin yaralanmasıyla İsviçre tarihinin en trajik olaylarından biri haline geldi. Kazada çok sayıda İtalyan vatandaşı da yaşamını yitirdi veya ağır yaralandı; bu durum, İtalyan kamuoyunda derin bir öfke ve adalet beklentisi oluşturdu. 
Diplomatik ilişkilerin nasıl evrileceği belirsizliğini korurken, Ricciardi “Crans-Montana olayı sadece hukuki bir mesele değildir; bu, iki komşu ülkenin gelecekteki iş birliği ve güven ilişkisini de şekillendirecek bir sınavdır” diyor.