Daha önce kaleme aldığım yazılarımdan birinde – belki hatırlarsınız – “Dünya nereye gidiyor?” sorusunu sormuştum. Bugün yaşananlar, ne yazık ki o yazımda dile getirdiğim endişelerin ne kadar haklı olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Bana göre şu anda dünyanın başındaki en büyük bela Amerika Birleşik Devletleri’dir. Elbette herkesin görüşü farklı olabilir; ancak benim gördüğüm tablo son derece kaygı vericidir. Uluslararası hukuku hiçe sayan, yasaları tanımayan ve “Ben ne istersem yaparım” anlayışını açıkça sergileyen bir zihniyet artık gizlenmiyor, aksine alenen ortaya konuyor.
ABD’nin, başka bir ülkenin devlet başkanını – ne derece doğrudur bilinmez ama hatta eşini bile – gece yarısı yatak odalarından aldırarak kendi ülkesine götürmesini hayret ve derin bir üzüntüyle izledim. Daha da vahimi, olayın ardından televizyona çıkıp yaptığı açıklamalarda bu ülkenin iyi yönetilemediğini, kendilerinin daha iyi yöneteceğini ve özellikle petrol işletmelerinin kendi firmaları tarafından daha “verimli” işletileceğini söylemesidir.
Bu, açıkça işgaldir.
Bir ülkenin iyi yönetilip yönetilmediğine sen neye göre karar veriyorsun? Dünyada yüzlerce egemen devlet varken, bu görev sana mı düştü? İşte bu yaklaşım, kendini dünyanın sahibi sanmanın en net göstergesidir.
Dahası, yaptığı açıklamalarda sırada Küba, Kolombiya ve İran’ın olduğunu dile getiriyor. Bu söylem, kendisini adeta “Ali kıran, baş kesen” olarak gördüğünün açık bir itirafıdır. Ancak artık tüm dünya ülkelerinin birlikte “dur” deme zamanının geldiği çok net bir şekilde ortadadır.
Yeri gelmişken şunu da hatırlatmak isterim: Aynı kişi, kısa süre önce İsviçre’ye uygulamaya çalıştığı sözde vergi reformlarıyla büyük ekonomik zorluklar oluşturmuştur, özellikle İsviçre saat sanayisini ciddi biçimde sarsmış, sektöre adeta ağır bir darbe vurmuştu. Bunun etkileri hâlâ hissediliyor.
Tüm bu gelişmeler karşısında insan ister istemez endişeleniyor. Dünya böylesi bir keyfî güç anlayışıyla nereye sürükleniyor?
Sağlıcakla kalın.