Değerli okurlar,
Bazı insanlar kolay kolay kırıldığını söylemez. Bir sözün ağırlığını içine atar, bir davranışın kabalığını görmezden gelir. Hatır gözetir, geçmişte paylaşılan güzel günleri düşünür. Bir yanlış yüzünden bütün iyilikleri silmek istemez. Karşısındaki hatasını anlasın diye bekler.
Fakat bu bekleyiş kimseye sınırsız bir hak vermez. Bir insanın bizi defalarca affetmiş olması, onu yeniden incitme hakkımız olduğu anlamına gelmez.
Bazen sabrı zorlamamak lazım.
Susan insanın hiçbir şeyin farkında olmadığını sanmak büyük bir yanılgıdır. Söylenen sözün nereye vardığını, verilen sözün tutulmadığını, yalnızca ihtiyaç duyulduğunda hatırlandığını görür. Hemen karşılık vermiyorsa belki öfkesine yenilmek istemiyordur. Belki yılların hatırını koruyordur. Belki de karşısındakinin vicdanına son bir fırsat tanıyordur.
Onun sustuğu yerde kendi davranışımıza bakmak gerekir. Sessizliğini onay sayıp aynı hoyratlığı sürdürmek, gösterdiği anlayışı kötüye kullanmaktır.
Bazı insanlar buna fazlasıyla alışır. Kırar, sonra hiçbir şey olmamış gibi davranır. Verdiği sözü tutmaz, açıklama yapmayı bile gereksiz bulur. İşi düştüğünde yakınlık gösterir, karşısındakinin ihtiyacı olduğunda ortadan kaybolur. Ardından yine anlayış bekler.
Bir yere kadar.
Kimse senin keyfine göre incinip sonra gönlünü kendi başına onarmak zorunda değildir. Kimse, sen sorumluluk almıyorsun diye aynı yükü ömür boyu taşımakla görevli değildir. Her seferinde “O beni anlar” diyerek sığındığın insanın da bir ömrü, bir onuru, bir dayanma sınırı vardır.
Sabrın da bir yere kadarı vardır. O sınırı sürekli yoklamak, bir gün aşılmayacağını sanmak ağır bir yanılgıdır.
Bir gönül senden soğuduğunda bunu tek bir söze bağlama. Belki o söz, yıllardır birikenlerin sonuncusudur. Senin küçük gördüğün ihmaller, geçiştirdiğin kırgınlıklar, yarına bıraktığın özürler orada üst üste duruyordur. Sen unuttun diye yaşananlar silinmez.
Hele ki aynı yanlışı tekrar tekrar yapıyorsan artık yalnızca hatadan söz edilemez. Karşındakinin incindiğini bildiğin hâlde davranışını değiştirmiyorsan, onun acısını göze alıyorsun demektir. Bunun sorumluluğunu da taşımalısın.
“Ben böyleyim” sözüyle kimseyi susturamazsın. Öfkeni, kibrini, vefasızlığını karakter diye sunamazsın. İnsanlardan seni olduğun gibi kabul etmelerini beklerken onların sınırlarını da kabul edeceksin.
Biraz da kendimize bu açıklıkla bakabilmeliyiz. Başkasının kusurunu saymak kolaydır. Asıl zor olan, bir insanın gözündeki güveni kendi elimizle eksilttiğimizi kabul etmektir. Gönül aldığımızı sanırken yalnızca konuyu kapatmaya çalışmış olabiliriz. Özür dilerken bile kendimizi haklı çıkarmanın yolunu aramış olabiliriz.
Vicdanla yüzleşmek, mazeret sıralamayı bıraktığımız yerde başlar.
Bize duyulan güven bir emanettir. O emaneti her defasında hırpalayıp sonra eski yerinde bulmayı bekleyemeyiz. Bir gün karşımızdaki insan kendisini korumayı seçer. Artık açıklama istemez, tartışmaz, peşimizden gelmez. Yokluğumuzu kabullenir.
İşte o zaman yükseltilen sesin, sıralanan gerekçelerin, gecikmiş ilginin bir karşılığı kalmayabilir.
Değerli okurlar,
Sabreden insanın da kendisine karşı sorumluluğu vardır. Haksızlık karşısında susmayı alışkanlık hâline getirmek, içimizdeki kırgınlığı büyütebilir. Gerektiğinde açık konuşmalı, sınırımızı koymalı, sözümüzün arkasında durmalıyız. Bir ilişkiyi korumak uğruna kendi haysiyetimizden sürekli taviz vermemeliyiz.
Affetmek için gayret edebiliriz. Fakat affetmek, her şeyi yeniden yaşamak üzere aynı kapıyı açmayı gerektirmez. Birinin iyiliğini dileyip ondan uzak durabiliriz. Kin taşımadan da hesabımızı kapatabiliriz.
Kimse bir başkasının sabrını kendisine verilmiş sınırsız bir imtiyaz sanmasın. Hatırın kıymeti bilinmeli, güvenin hakkı verilmeli, insanın gösterdiği anlayışın bir sorumluluk yüklediği unutulmamalıdır.
Bazen sabrı zorlamamak lazım. Her suskunluğu kabulleniş, her affedişi yeniden incitme hakkı sayanlar, bir gün aradıklarında kendilerine açılan o kapıyı kapalı bulabilirler. O vakit ne mazeretler güveni geri getirir ne de gecikmiş pişmanlıklar yaşananları siler.
Bazen de sabrın vardığı son yerde, kimseye beddua etmeden, hesabı öfkeye teslim etmeden, sakin bir söz söylemek gerekir:
“Ben elimden geleni yaptım. Bundan sonrasını Allah’a bırakıyorum.”