ZÜRİH – Avrupa ekonomisi küresel rekabette özellikle teknoloji, dijitalleşme ve yenilikçi şirketler konusunda ABD’nin gerisinde kalıyor. Bu durum, Avrupa’nın girişimcilik kültürü ve milyarderlerinin servetlerini nasıl elde ettiği konusunda yeni bir tartışma başlattı.
NZZ’de yayımlanan bir analizde, Avrupa’nın çok fazla değil, aksine çok az girişimci milyardere sahip olduğu savunuldu. Analize göre temel sorun milyarderlerin sayısından çok, Avrupa’daki büyük servetlerin önemli bölümünün yeni şirketler ve teknolojiler geliştirilerek değil, miras yoluyla elde edilmesi.
ABD’de girişimciler, Avrupa’da mirasçılar öne çıkıyor
Dünyanın en zengin isimleri arasında Elon Musk, Jeff Bezos, Larry Page, Sergey Brin, Mark Zuckerberg, Jensen Huang, Larry Ellison, Michael Dell, Steve Ballmer ve Warren Buffett gibi Amerikalı girişimciler bulunuyor.
Bu isimler Tesla, SpaceX, Amazon, Google, Facebook, Nvidia, Oracle, Dell ve Microsoft gibi küresel şirketlerin kuruluşunda veya büyümesinde belirleyici rol oynadı. Analizde, söz konusu kişilerin servetlerini ailelerinden miras almak yerine büyük ölçüde kurdukları veya geliştirdikleri şirketler üzerinden kazandığına dikkat çekiliyor.
DataPulse Research tarafından Forbes verileri esas alınarak hazırlanan araştırmaya göre ABD’deki milyarderlerin yüzde 73’ü servetini kendi girişimleriyle oluştururken, yüzde 27’si miras yoluyla zenginleşti. Almanya’da ise milyarderlerin yalnızca yüzde 25’i kendi servetini oluşturdu; yüzde 75’i servetini miras aldı.
Miras yoluyla zenginleşen milyarderlerin oranı İsviçre’de yüzde 52, Fransa’da yüzde 56, İtalya’da ise yüzde 64 olarak hesaplandı.
Avrupa, milyar dolarlık girişimlerde geride kaldı
ABD ile Avrupa arasındaki fark, değeri bir milyar doların üzerinde olan ve “unicorn” olarak adlandırılan genç şirketlerin sayısında da görülüyor.
ABD’de yaklaşık 2 bin unicorn şirket bulunduğu, Avrupa’daki sayının ise bunun yaklaşık dörtte biri seviyesinde kaldığı belirtiliyor. Özellikle dijital sektörlerde öne çıkan şirketler, ürün ve hizmetlerini kısa sürede dünya genelinde pazarlayarak hızlı biçimde büyüyebiliyor.
Analizde, ABD ekonomisinin teknoloji alanındaki üstünlüğünde risk alan girişimcilerin, güçlü sermaye piyasalarının ve başarılı şirket kurucularına yönelik toplumsal yaklaşımın önemli rol oynadığı savunuluyor.
Avrupa’nın önemli varlıkları yabancı yatırımcılara geçiyor
Avrupa’daki girişimci ve sermaye eksikliğinin etkileri futbolda da görülüyor. İngiltere Premier Ligi’ndeki 20 kulüpten yalnızca dördünün çoğunluk hisselerinin İngiliz yatırımcıların kontrolünde olduğu belirtiliyor.
Liverpool’un sahibi Fenway Sports Group da kulübün azınlık hissesini Jeff Bezos’un yatırımcıları arasında bulunduğu bir konsorsiyuma satmak üzere anlaşmaya vardı. FSG, çoğunluk hissesini ve kulübün operasyonel kontrolünü korumaya devam edecek.
Bu gelişme, Avrupa’nın dünyaca tanınmış spor kulüplerinin bile giderek Amerikalı veya uluslararası milyarderlerin yatırımlarına ihtiyaç duyduğunun bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Milyarderler ekonominin “sistem hatası” mı?
Süper zenginleri eleştiren çevreler, büyük servetlerin ekonomik eşitsizliğin ve sistemdeki adaletsizliğin sonucu olduğunu savunuyor. “Her milyarder sistemdeki bir hatadır” ifadesi, kapitalizm karşıtı hareketlerin sık kullandığı sloganlar arasında yer alıyor.
NZZ’deki analiz ise yeni şirketler kurarak servet oluşturan girişimciler ile aile servetini miras alan milyarderlerin birbirinden ayrılması gerektiğini savunuyor.
Bu görüşe göre yenilikçi şirketler yeni istihdam alanları oluşturuyor, teknoloji geliştiriyor ve ekonomik büyümeye katkı sağlıyor. Girişimcilerin elde ettiği yüksek kazançların yanında tüketiciler de daha iyi ürünler, düşük fiyatlar ve verimli hizmetlerden yararlanıyor.
Başarılı girişimcilere yönelik tepki eleştiriliyor
Avrupa’da kendi çabalarıyla büyük servet oluşturan iş insanlarının da sert eleştirilere maruz kaldığı belirtiliyor. Bunun en bilinen örneklerinden biri, Fransız lüks tüketim grubu LVMH’nin büyümesinde önemli rol oynayan Bernard Arnault.
Fransa’daki sol hareketler Arnault’yu servet eşitsizliğinin sembollerinden biri olarak gösterirken analizde, zenginlerin ülkeden ayrılmasının veya servetlerinin azaltılmasının düşük gelirli kesimleri kendiliğinden zenginleştirmeyeceği savunuluyor.
Ekonominin sabit büyüklükte bir pastadan ibaret olmadığı, başarılı girişimlerin yeni ekonomik değer üreterek toplam refahı artırabileceği belirtiliyor.
Vergi ve rekabet kuralları gerekli
Analiz, milyarderlerin hiçbir denetime tabi tutulmamasını savunmuyor. Büyük şirketlerin tekelleşmesini ve rekabeti engelleyerek aşırı kazanç elde etmesini önleyecek düzenlemelere ihtiyaç olduğu vurgulanıyor.
Aynı zamanda herkesin kaliteli eğitime ve ekonomik fırsatlara erişebilmesi, toplumsal hareketliliğin korunması açısından önemli görülüyor. Milyarderlerin de diğer vatandaşlar gibi gelirleri ve servetleri üzerinden vergi ödemesi gerektiği ifade ediliyor.
İsviçre’de en yüksek gelire sahip yüzde 1’lik kesimin, toplam gelir vergilerinin yaklaşık dörtte birini ödediği belirtiliyor. Servet vergilerinde bu grubun payı daha da yükseliyor.
Analizin temel mesajı ise Avrupa’nın servet oluşturan girişimcileri dışlamak yerine yenilikçi şirketlerin kurulmasını kolaylaştırması gerektiği yönünde. Buna göre ekonomik büyümenin önündeki asıl sorun milyarderlerin varlığı değil, yeni fikirlerden küresel şirketler çıkarabilecek girişimci ortamının yeterince güçlü olmaması.