Hac mevsimi, insanın Rabbine yönelişini yeniden gözden geçirdiği büyük bir kulluk iklimidir. Bu iklimin en derin duraklarından biri Arafat, diğeri ise kurbandır. Arafat, insanın kendisiyle yüzleştiği; kurban ise Allah’a teslimiyetini ilan ettiği mukaddes bir kulluk şuurudur. Mümin, Arafat’ta arınmayı, kurbanla ise Hz. İbrahim’in sadakat ve teslimiyetini yeniden idrak eder.
Arafat, sadece bir mekân değil; mahşeri hatırlatan büyük bir diriliş meydanıdır. İnsan orada makamını, unvanını, servetini geride bırakır; ihramıyla Rabbine yönelmiş sade bir kul olarak vakfeye durur. Mümin orada “aynı iman ve aynı heyecanla” Rabbine yönelir; affa, rahmete ve mağfirete sığınır.
Arafat’ın en büyük dersi, kulluğun özüne dönüştür. İnsan, hayatın karmaşası içinde unuttuğu hakikatleri burada yeniden hatırlar: Dünyanın geçiciliğini, ölümün yakınlığını ve Allah’a dönüşün kesinliğini… Bu sebeple Arafat, sadece hacıların değil bütün müminlerin gönlünde bir muhasebe çağrısıdır. Günahlardan arınmak, kırgınlıkları terk etmek, kalbi kibirden temizlemek ve Rabbine samimi bir yöneliş göstermek Arafat ruhunun özüdür.
Kurban ise bu arınmanın teslimiyetle tamamlanan yönüdür. Kurban ibadeti, Hz. Âdem’in oğullarından itibaren insanlık tarihinde var olan bir kulluk nişanesidir. Ancak onun zirve anlamı, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in örnek teslimiyetinde tecelli etmiştir. Kurban “tevhit, takva ve teslimiyetin sembolüdür.”
Hz. İbrahim’in imtihanı, sadece bir baba-oğul kıssası değildir. O hadise, Allah sevgisinin her şeyin üstünde tutulduğunun ilanıdır. Hz. İsmail’in “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap.” diyerek gösterdiği teslimiyet, imanın en güzel örneklerinden biri olarak insanlığa miras kalmıştır. Mümin, kurban keserken aslında hayvanın etinden ve kanından önce kendi nefsini Allah’a yaklaştırmayı hedefler. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de “Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; Allah’a ulaşacak olan ancak sizin takvanızdır.” buyrulmaktadır.
Bugün kurban ibadetinin ruhunu yeniden düşünmeye her zamankinden daha fazla ihtiyacımız vardır. Kurban, sadece bir kesim işlemi değil; bencilliği, cimriliği ve dünyevî tutkuları Allah rızası uğruna terk edebilmenin adıdır. Paylaşmanın, kardeşliğin ve merhametin canlı bir tezahürüdür. Kurban, insanın Allah’ın verdiği nimetlere şükretmesini, ihtiyaç sahiplerini gözetmesini ve ümmet bilincini güçlendirmesini sağlar.
Arafat’ta gözyaşıyla arınan gönüller, Mina’da kurbanla sadakatlerini ortaya koyarlar. Böylece hac ibadeti, mümine şu hakikati öğretir: Gerçek kulluk, Allah’ın emrine gönülden teslim olabilmektir. Çünkü insanı Allah’a yaklaştıran, sadece şekil değil; ihlas, samimiyet ve teslimiyettir.
Bugün bizlere düşen görev; Arafat’ın muhasebesini hayatımıza taşımak, kurbanın teslimiyet ruhunu gündelik yaşayışımıza yansıtmaktır. Kalbimizi kibirden, dilimizi kırıcı sözlerden, hayatımızı gösterişten arındırmadan gerçek kulluğa ulaşmak mümkün değildir. Hz. İbrahim’in sadakati, Hz. İsmail’in teslimiyeti ve Peygamber Efendimizin (s.a.s.) merhameti, modern dünyanın savruluşları içinde bizler için en güçlü rehber olmaya devam etmektedir.
Rabbimiz, bizleri Arafat’ın arınma ikliminden ve kurbanın teslimiyet şuurundan nasipdar eylesin. Kalplerimizi ihlasla, hayatlarımızı takvayla güzelleştirsin.