ZÜRİH- İsviçre’nin önde gelen gazetelerinden Neue Zürcher Zeitung’da (NZZ) yayımlanan bir makalede, Suriye’de son dönemde yaşanan gelişmelerin Türkiye’nin bölgesel etkisini artırdığı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için beklenmedik bir dış politika zaferi olduğu belirtildi. Ankara’nın uzun süredir sürdürdüğü stratejik hamlelerin, Türkiye’yi bölgesinde önemli bir güç merkezi haline getirdiği vurgulandı.
Suriye’de Beklenmedik Gelişmeler
NZZ’nin analizine göre, Türkiye, 2011’den bu yana Suriye’deki muhalif grupları desteklese de son yıllarda Beşar Esad yönetimiyle normalleşme sürecine yönelmişti. Ancak Aralık 2024’te, muhalif lider Ebu Muhammed el-Culani’nin güçleri, Suriye’de önemli kazanımlar elde ederek yeni bir denge oluşturdu. Bu durum, Erdoğan’ın uzun vadeli hedeflerinden biri olan, Türkiye’nin etki alanını genişletme stratejisine hizmet etti.
Erdoğan’ın sıkça dile getirdiği “Türkiye, Türkiye’den büyüktür” söylemi, Ankara’nın Osmanlı mirasına dayanan kültürel ve stratejik etkisini genişletme amacını vurguluyor. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un “duygusal coğrafya” kavramı da bu politikanın bir yansıması olarak görülüyor.
Türkiye’nin Yeni Sınamaları
NZZ, Türkiye’nin Suriye’deki etkisinin artarken, risklerin de göz ardı edilemeyeceğini belirtiyor. Olası yeni çatışmaların, Türkiye’ye yönelik mülteci akınlarını artırabileceği ve bunun Ankara için büyük bir endişe kaynağı olduğu ifade ediliyor. Ayrıca, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki Kürt varlığını zayıflatma hedefinin, ABD ve Esad yönetimi ile yeni gerilimler doğurabileceği kaydediliyor.
Buna rağmen, Türkiye’nin Suriye’de önemli bir aktör haline geldiği ve Ankara’nın, Suriye’nin yeniden inşasında aktif rol almayı hedeflediği belirtiliyor. Türk müteahhitlik firmalarının bu süreçten büyük pay almasının beklendiği ve Türkiye’nin Suriye’de askeri üsler kurma ve yerel güçleri eğitme yönündeki anlaşmalarının, bölgedeki jeopolitik ağırlığını artırdığı vurgulanıyor.
Enerji, Göç ve Savunma Sanayii Kartları
NZZ’nin makalesinde, Türkiye’nin bölgesel gücünün yalnızca Suriye ile sınırlı olmadığına dikkat çekiliyor. Göç meselesinde Ankara’nın, Batı Avrupa ülkeleri için hala kritik bir ortak konumunda olduğu ifade ediliyor. Türkiye’nin ayrıca, Avrupa’nın enerji güvenliğinde de kilit bir geçiş noktası haline geldiği belirtiliyor. Ukrayna üzerinden geçen Rus gazının durmasıyla, Azerbaycan ve Orta Asya’dan gelen enerji hatlarının Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştığı ve Ankara’nın yakın zamanda Türkmenistan ile yaptığı doğal gaz anlaşmasının da bu sürecin bir parçası olduğu kaydediliyor.
Savunma sanayii alanında ise Türkiye’nin, Batı Avrupa ve NATO ülkeleri için giderek daha önemli bir partner haline geldiği ifade ediliyor. Baykar’ın İtalya’da Piaggio şirketini satın almasının, Türk savunma sanayiinin büyüyen gücünü gösterdiği ve birçok NATO ülkesinin, özellikle Doğu Avrupa devletlerinin, Türk savunma teknolojisine yöneldiği belirtiliyor.
Rusya ile Denge Politikası
NZZ, Türkiye’nin jeopolitik gücündeki artışın, Moskova ile ilişkilerinde de yeni bir denge oluşturduğunu belirtiyor. Ankara’nın, Rus savaş gemilerinin Karadeniz’e girişine üç yıldır izin vermediği ve Azerbaycan ile yakın ilişkileri sayesinde Kafkasya’daki denklemi lehine çevirdiği ifade ediliyor.
Suriye’de ise Rusya’nın askeri üslerinin geleceği konusunda Moskova’nın, artık Türkiye’nin kararlarına bağımlı hale geldiği ve bunun, Türkiye’nin sadece bölgesel değil, küresel siyasette de ağırlığını artırdığını gösterdiği vurgulanıyor.
Avrupa İçin Zorunlu Ama Zorlu Bir Ortak
NZZ’nin analizine göre, Türkiye, Avrupa için hem önemli bir ortak hem de zorlayıcı bir müzakereci olmaya devam ediyor. Erdoğan’ın dış politikasının, büyük ölçüde pragmatik anlaşmalara dayandığı ve İsveç’in NATO üyeliği konusunda yaşanan pazarlık sürecinin bunun en açık örneklerinden biri olduğu belirtiliyor. Türkiye’nin, Batı ile iş birliği yapmaya istekli olduğu ancak bunu kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirdiği ifade ediliyor.
Sonuç olarak, NZZ’nin makalesinde, Erdoğan yönetimindeki Türkiye’nin, jeopolitik ağırlığını artırarak uluslararası sahnede daha güçlü bir konuma geldiği, ancak bu yükselişin getirdiği zorluklar ve Batı ile yaşanan çelişkilerin, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin dış politikasının en önemli sınavlarından biri olacağı vurgulanıyor.