İsviçre’de Doğum Oranı Tarihin En Düşük Seviyesinde
“Nüfus Yok Oluyor mu?” Tartışmaları Yeniden Alevlendi.
BERN – İsviçre’de doğum oranı tarihinin en düşük seviyesine gerilerken, ülkede yıllardır zaman zaman gündeme gelen “demografik çöküş” ve “nüfusun yok olması” tartışmaları yeniden alevlendi. Uzmanlar, mevcut eğilimin uzun vadede iş gücü, sosyal güvenlik sistemi ve ekonomik yapı üzerinde ciddi etkiler yaratabileceği uyarısında bulunuyor.
Federal İstatistik Dairesi’nin (BFS) son verilerine göre, İsviçre’de kadın başına düşen çocuk sayısı nüfusun kendini yenileyebilmesi için gerekli olan 2,1 seviyesinin çok altında seyrediyor. Bu durum, ülke nüfusunun doğal yollarla artmadığını, büyümenin büyük ölçüde göçle sağlandığını ortaya koyuyor.
Bu Endişe Yeni Değil
İsviçre’de doğum oranlarının düşmesi ilk kez gündeme gelmiyor. Daha 1980’li yıllarda yayımlanan bazı raporlarda, düşük doğum oranlarının devam etmesi halinde nüfusun ciddi biçimde azalabileceği uyarıları yapılmıştı. Hatta 1985 yılında hazırlanan bir çalışmada, İsviçre nüfusunun uzun vadede “yavaş bir yok oluş sürecine” girebileceği öne sürülmüştü.
Ancak bu karamsar senaryolar, sonraki yıllarda yaşanan ekonomik büyüme ve yoğun göç sayesinde gerçekleşmedi. İsviçre nüfusu, özellikle 2000’li yıllardan itibaren hızla artarak bugün 9 milyona yaklaşmış durumda.
Göç Olmazsa Büyüme Zor
Cenevre Üniversitesi’nden demograf Philippe Wanner, İsviçre nüfusunun yaklaşık 2035 yılına kadar artmaya devam edeceğini, ancak sonrasında düşüş eğilimine girebileceğini öngörüyor. Wanner’e göre bunun temel nedeni, yalnızca İsviçre’de değil, çevre ülkelerde de doğum oranlarının hızla düşmesi.
Avrupa genelinde nüfus artışının yavaşlaması, İsviçre’ye yönelik göçü de sınırlayabilir. Uzmanlar, göçün azalması halinde İsviçre’nin önümüzdeki 10–15 yıl içinde ciddi bir iş gücü açığıyla karşı karşıya kalabileceğini belirtiyor.
“Azalan Nüfus Felaket Olmak Zorunda Değil”
Sosyolog ve nüfus araştırmacısı François Höpflinger ise daha temkinli bir yaklaşım sergiliyor. Höpflinger’e göre, nüfusun azalması otomatik olarak ekonomik veya toplumsal bir çöküş anlamına gelmiyor.
“Önemli olan, altyapının ve kamu hizmetlerinin nüfus değişimine uyarlanmasıdır” diyen Höpflinger, bazı bölgelerde yerleşimlerin yeniden planlanması ve kaynakların daha verimli kullanılması gerektiğini vurguluyor. Ona göre, daha küçük ama iyi planlanmış bir toplum da refahını koruyabilir.
Gelecek Hâlâ Belirsiz
Uzmanlar, doğum oranlarını artırmaya yönelik devlet politikalarının etkisinin sınırlı olduğunu, çocuk sahibi olma kararının bireysel, ekonomik ve toplumsal birçok faktöre bağlı olduğunu belirtiyor. Konut fiyatları, yaşam maliyetleri, kariyer beklentileri ve sosyal destek mekanizmaları bu kararlarda belirleyici rol oynuyor.
İsviçre’de önümüzdeki yıllarda nüfus, göç ve aile politikalarının siyasi tartışmaların merkezinde yer almaya devam etmesi bekleniyor.
Kaynak: aargauerzeitung.ch
Bu haber toplam 2971 defa okunmuştur





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.