Dreifuss’tan Bern’e Çağrı: “İsrail’e Somut Baskı Uygulayın”

Dreifuss’tan Bern’e Çağrı: “İsrail’e Somut Baskı Uygulayın”

İsviçre’nin ilk Yahudi Federal Konsey üyesi Ruth Dreifuss, İsrail’in Gazze’de insan haklarını ve savaş hukukunu ihlal ettiğini, savaş suçları ile insanlığa karşı suçlar işlendiğini söyledi.

CENEVRE – Eski Federal Konsey üyesi Ruth Dreifuss, İsrail’in Gazze’de yürüttüğü savaşı, Batı Şeria’daki yerleşim politikasını ve İsviçre hükümetinin bu gelişmeler karşısındaki tutumunu kapsamlı biçimde eleştirdi.

1993-2002 yılları arasında Federal Konsey’de görev yapan ve İsviçre hükümetinin ilk Yahudi üyesi olan Dreifuss, NZZ’ye verdiği röportajda⁠, İsrail’den bir demokrasi ve sosyal devlet olarak daha fazlasının beklendiğini söyledi.

Gazze’deki insani durumun iyileştirilmesi için yapılan çağrılara destek veren Dreifuss, İsviçre hükümetinin ilaç ve gıda yardımına erişimin sağlanması amacıyla İsrail üzerinde somut baskı kurması gerektiğini belirtti.

“İsviçre’nin tutumu fazla ılık”

İsviçre’nin iki devletli çözümü destekleyen resmî politikasını hatırlatan Dreifuss, bu tutumu “fazla ılık” olarak nitelendirdi.

İsviçre ile İsrail arasında uzun yıllara dayanan yakın ilişkiler bulunduğunu vurgulayan Dreifuss, Bern yönetiminin bu nedenle sesini daha güçlü biçimde duyurabilecek konumda olduğunu ifade etti.

Federal Konsey’in İsrail’i sert biçimde eleştirdiği ve İsrail Büyükelçisini görüşmeye çağırdığı hatırlatılan Dreifuss, bunun yeterli olmadığını savundu. Avrupalı ülkelerin İsrail’e karşı daha güçlü açıklamalar yaptığını ve hedefli yaptırımlar uyguladığını belirten Dreifuss, İsviçre’nin de bu adımlara katılması gerektiğini söyledi.

Dreifuss, İsrail Büyükelçisinin yalnızca bir kez değil, düzenli olarak eleştirel görüşmeler için çağrılabileceğini ifade etti.

Askerî ve ekonomik alanlarda hedefli yaptırım istedi

Dreifuss, İsrail’e karşı genel bir boykottan yana olmadığını ancak askerî ve ekonomik ilişkilerde hedefli önlemler alınmasını desteklediğini söyledi.

İşgal altındaki Filistin topraklarından gelen ürünlerin İsviçre pazarına ulaştığını hatırlatan Dreifuss, bu alanda da somut adımlar atılması gerektiğini belirtti.

BDS hareketinin destekçisi olmadığını vurgulayan Dreifuss, İsviçre’nin buna rağmen İsrail üzerinde etkili ve hedefli baskı kurabileceğini ifade etti.

İsviçre’nin tarafsızlığına ilişkin tartışmalara da değinen Dreifuss, “Uluslararası insancıl hukuk, savaş hukuku ve insan hakları söz konusu olduğunda tarafsızlık diye bir şey yoktur” dedi.

“Gazze’nin yıkılması orantısızdır”

Dreifuss, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te gerçekleştirdiği saldırıyı “korkunç” olarak nitelendirdi. Saldırının İsrail toplumunu derinden travmatize ettiğini ve yasa boğduğunu belirten Dreifuss, Hamas’ın savaş hukukunu ve insan haklarını ağır biçimde ihlal ettiğini söyledi.

Buna rağmen İsrail’in verdiği karşılığın orantısız olduğunu vurgulayan Dreifuss, “Gazze Şeridi’nin yıkımı orantısızdır. İsrail orada insan haklarını ve savaş hukukunu ihlal etmektedir” ifadelerini kullandı.

Dreifuss, Gazze’de savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar işlendiğini savundu. Tarım alanlarının, kültürel yapıların ve yardım malzemelerinin tahrip edildiğine ilişkin çok sayıda rapor bulunduğunu belirten Dreifuss; açlık, hastanelerin bombalanması ve insani yardımların engellenmesine dikkati çekti.

“Birçok İsraillinin savunma savaşı olarak gördüğü bir savaşta bile her şey mübah değildir” diyen Dreifuss, İsrail’in Gazze’de yürüttüğü savaşın yalnızca kendi halkının güvenliğini sağlama amacı taşımadığını düşündüğünü söyledi.

Batı Şeria’daki yerleşim politikasını eleştirdi

Dreifuss, İsrail hükümeti ve ordusunun desteğiyle Batı Şeria’daki yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırılar gerçekleştirdiğini belirterek bu eylemlerin ulusal güvenlik gerekçesiyle haklı gösterilemeyecek suçlar olduğunu söyledi.

İsrail’in 1967’deki Altı Gün Savaşı’nın ardından Batı Şeria’yı işgal ettiğini hatırlatan Dreifuss, sonraki yıllarda yasa dışı yerleşimlere izin verildiğini, Filistin topraklarının giderek daha fazla ele geçirildiğini ve yerel halkın haklarının gasbedildiğini ifade etti.

Bu politikaların uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirten Dreifuss, toprak işgalinin İsrail’e güvenlik sağlamadığı görüşünü savundu.

Dreifuss, İsrail’in yeni topraklar ele geçirdikçe daha güvensiz hale geldiğini belirterek ülkenin bugün tarihinin en tehlikeli dönemlerinden birinde bulunabileceğini söyledi.

“İntikam, kederin gayrimeşru çocuğudur” diyen Dreifuss, İsrail toplumunun yaşadığı travma ve acının Gazze’deki uygulamaları haklı çıkarmayacağını vurguladı.

“Soykırım kararını mahkemeler vermeli”

Dreifuss’un partisi Sosyal Demokrat Parti, Gazze’de yaşananları “soykırım” olarak nitelendirirken Dreifuss bu ifadeyi kullanmıyor.

Soykırımın hukuki olarak tanımlanabilmesi için belirli kriterlerin karşılanması gerektiğini belirten Dreifuss, bunların en önemlisinin bir topluluğu tamamen veya kısmen yok etme niyeti olduğunu söyledi.

“Yargıyı mahkemelere bırakıyorum” diyen Dreifuss, İsrail’in “soykırım” kavramına ilişkin tarihsel hassasiyetini de anladığını ifade etti.

Dreifuss, soykırım, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar arasında basit bir önem sıralaması yapılamayacağını vurgulayarak savaş suçları ile insanlığa karşı suçların da son derece ağır olduğunu belirtti.

“İsrail’in ne hale geldiğini görmek beni üzüyor”

1940 doğumlu Ruth Dreifuss, gençliğinde Siyonist gençlik örgütlerinde yer aldığını anlattı. Önce sosyalist-Siyonist Hashomer Hatzair, daha sonra Brith Hatsofim hareketlerinde faaliyet gösterdiğini belirten Dreifuss, gençlik döneminde kendilerine savaş ve toprak savunması düşüncesinin de aşılandığını söyledi.

İsviçre Alpleri’nde su kulesi, siper ve dikenli tel engellerin nasıl inşa edileceğine yönelik eğitimler yaptıklarını anlatan Dreifuss, bu yaklaşımın kendisini gençlik örgütlerinden uzaklaştırdığını ifade etti.

İsrail kurulduğunda sekiz yaşında olduğunu söyleyen Dreifuss, birçok Yahudi gibi İsrail’e karşı “ebeveyn sorumluluğuna” benzeyen bir duygu taşıdığını belirtti.

Dreifuss, İsrail’in geldiği noktadan duyduğu üzüntünün kendi yaşam öyküsüyle de bağlantılı olduğunu belirterek, “İsrail’in ne hale geldiğini görmek beni daha çok üzüyor” dedi.

Kendisinin İsrail ile İsviçre’ye diğer ülkelerden daha yüksek standartlar uyguladığını kabul eden Dreifuss, bunun biyografisinden kaynaklandığını ve bunu herkes için geçerli bir ölçü olarak sunmadığını söyledi.

“Herkesin eşit haklara sahip olduğu bir devlet hayal ettim”

Dreifuss, gençliğinden bu yana Yahudilerle Filistinlilerin eşit haklara, güvenliğe ve egemenliğe sahip olması gerektiğini savunduğunu söyledi.

Her iki toplumun da eşit haklara sahip olduğu ve güven içinde yaşadığı iki uluslu bir devlet hayali bulunduğunu belirten Dreifuss, 1967’de Batı Şeria’nın işgal edilmesine karşı gösterilere katıldığını hatırlattı.

İsrail’in güvenliğinin Filistin topraklarının işgal edilmesiyle sağlanamayacağını savunan Dreifuss, uzun vadede işgal ve yeni toprakların ele geçirilmesinin İsrail’i daha güvenli değil, daha tehlikeli bir konuma getirdiğini belirtti.

“İsrail’den daha fazlası bekleniyordu”

İsrail’in üniversitelerde ve Avrupa kamuoyunda neden bu kadar yoğun protesto edildiği sorusuna Dreifuss, “İsrail’den daha fazlası bekleniyordu” yanıtını verdi.

İsrail’in bir demokrasi ve sosyal refah devleti olarak uzun süre umut kaynağı şeklinde görüldüğünü söyleyen Dreifuss, Avrupa’nın İsrail ile siyasi, ekonomik ve kültürel açıdan yakın ilişkiler içinde bulunduğunu hatırlattı.

İsrail’in Avrupa Birliği ile ortaklık anlaşmaları bulunduğunu, uluslararası kuruluşlarda Avrupa grubuna dahil edildiğini, futbol organizasyonları ve Eurovision Şarkı Yarışması’nda Avrupa’nın bir parçası olarak kabul edildiğini belirten Dreifuss, bu yakınlığın Avrupa’ya sorumluluk yüklediğini söyledi.

“Bunu bir Yahudi olarak değil, bir Avrupalı olarak söylüyorum” diyen Dreifuss, Avrupa ülkelerinin İsrail üzerinde baskı kurma imkânı bulunduğunu ifade etti.

BDS hareketini “İsrail karşıtı ve yanlış” buluyor

Dreifuss, BDS hareketinin Yahudi karşıtı olmadığını, ancak İsrail karşıtı ve yanlış bir yöntem olduğunu savundu. Bu hareketin İsrail hükümetine karşı çıkan kişileri ve muhalifleri de hedef aldığını belirtti.

Bazı öğrencilerin İsrail üniversiteleriyle bütün ilişkilerin kesilmesini talep etmesini de eleştiren Dreifuss, İsrail’de üniversite öğrencileri dahil çok sayıda kişinin zorunlu askerlik veya yedek askerlik sistemine dahil olmasının, akademik ilişkilerin tamamen kesilmesini haklı çıkarmadığını söyledi.

Genel boykotlara ve Yahudi öğrencilere yönelik saldırılara kesinlikle karşı olduğunu belirten Dreifuss, üniversitelerin hem Gazze’deki savaşa yönelik eleştirilere alan açması hem de antisemitik davranışlara izin vermemesi gerektiğini ifade etti.

Antisemitizmin arttığını söyledi

Dreifuss, antisemitizmin son yıllarda Avrupa başta olmak üzere birçok ülkede arttığını ve bu gelişmenin kendisini ciddi biçimde endişelendirdiğini söyledi.

Zürih’te Yahudilere yönelik saldırıların ve antisemitik duvar yazılarının kabul edilemeyeceğini vurgulayan Dreifuss, İsrail hükümetinin politikalarının da bu tartışmada bir sorumluluk taşıdığını savundu.

İsrail’in kendisini yasal olarak “Yahudi devleti” şeklinde tanımlamasını eleştiren Dreifuss, ülkedeki nüfusun yüzde 20’sinden fazlasının Yahudi olmadığını ve İsrail’in çok dinli bir toplum olduğunu hatırlattı.

Dreifuss’a göre İsrail devletinin politikalarının bütün Yahudilerle özdeşleştirilmesi, antisemitizme yeni bir gerekçe sunma riski taşıyor.

Almanca konuşulan İsviçre’ye Almanya etkisi

Dreifuss, Almanca konuşulan İsviçre’nin Gazze ve İsrail konusunda Fransızca konuşulan bölgelere göre daha çekingen davranmasının Almanya’nın tarihsel hassasiyetleriyle bağlantılı olabileceğini söyledi.

Almanca konuşulan İsviçre’nin Alman medyasından ve Almanya’daki tartışmalardan daha fazla etkilendiğini belirten Dreifuss, Nazi döneminin Almanya’da İsrail’e yönelik özel bir suçluluk duygusu oluşturduğunu ifade etti.

Bu ruh halinin Almanca konuşulan İsviçre üzerinde de etkili olabileceğini söyleyen Dreifuss, ancak İsviçre’nin Almanya olmadığını ve kendi dış politikasını belirlemesi gerektiğini vurguladı.

“İsviçre kendisini izole etmemeli”

Dünya genelinde savaşların ve uluslararası gerilimlerin arttığını belirten Dreifuss, İsviçre’nin bu ortamda kendisini izole etmemesi gerektiğini söyledi.

İsviçre’nin yalnızca gelişmeleri idare etmeye dayalı bir dış politika izlemesini eleştiren Dreifuss, bunun uzun vadeli bir strateji olmadığını ifade etti.

“Küçük bir devletin uluslararası hukukun uygulanmasında en büyük çıkarı vardır” diyen Dreifuss, bunun İsviçre’nin de uluslararası hukuka eksiksiz biçimde uymasını gerektirdiğini belirtti.

Dreifuss, küçük ve orta büyüklükteki devletlerin uluslararası düzenin yeniden güçlendirilmesine katkı sağlayabileceğini belirterek İsviçre’nin bu alanda daha aktif sorumluluk üstlenmesi gerektiğini söyledi.

Bu haber toplam 628 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.