• BIST 94.635
  • Altın 145,488
  • Dolar 3,5853
  • Euro 3,9192
  • Zürih 8 °C
  • Antalya 13 °C
  • İstanbul 13 °C

Einstein’ın Atatürk’ten Ricası...1940’lar Türkiye’sinin Kırşehir, Yozgat Ve Çorumluları...

Güven Akıncı

Güven AKINCI- Yazar

guvenakinci hotmail.com

1933-39 yılları arasında yani henüz 2.Cihan Savaşı’nın başlamadan 280 bin dolayında Alman vatandaşının ülkelerini terk ettikleri bilinir. Bu sayının çoğunluğunu Yahudiler oluştursa da, ülkelerinden kaçanlar içinde Naziler’e karşı olan ilerici Almanlar da vardı.

 

O zaman diliminde 3100 aydın, yazar, bilim insanı, politikacı, sanatçı, müzisyen Almanya’dan ayrılıp Dünya’nın başka ülkelerinde bilinmez bir geleceğe yolculuk ettiler. Bunlardan bir kısmı savaştan sonra kendi vatanlarına dönüp yeni Almanya’nın kuruluşunda öncü olmuşsalar da bir bölümü de hiç dönmeyip diasporada ülkelerine küskün öldüler.

 

Vatanlarından kaçmak zorunda kalıp, mülteci durumuna düşen bu bilim insanlarından 100 kadarı 1933-1955 yılları arasında İstanbul ve Ankara Üniversiteleri’nin kuruluşunda görev aldılar. Mesela İstanbul Üniversitesinin kuruluşunda 38’i ordinaryüs, 4’ü Prof.olmak üzere toplam 42 bilim insanına görev verilmişti.

 

İstanbul ve Ankara Hukuk Fakülteleri’nin kurulup geliştirilmesinde çok büyük emeği olan Ord. Prof. Ernst Eduard Hirsch bu isimlerin en önde gelenidir. Kısa zamanda öğrendiği Türkçesiyle ülkemizde bir çok saygın hukukçu yetiştiren Herr Hirsch, kütüphane oluşturmaktan SGK yönetim kurulu üyeliğine kadar genç cumhuriyetimizin bazı kurumlarında da görev almıştır. Türk ticaret hukukunun  babası sayılan bu bilim insanı hep bir Türk gibi yaşama gayretinde olmuş o yllarda..

 

“ilk mi ikinci mi bilmiyorum ama Türkiye benim yurdum oldu. Almanya’ya dönmesem yaşayabilirim ama Türkiye’den ayrılırsam yaşayamam” deyip ömrünün sonuna kadar Ankara’da yaşayan Gazi Üniversitesi müzik bölümü kurucusu Prof. Eduard Zuckmayer, bir diğer mülteci bilim adamı..(12 mart darbesinin askerleri üniversitedeki odasına girince heyecanlanan profesör 82 yaşında trajik biçimde orada ölmüş)

 

Savaştan sonra tekrar Almanya’ya dönüp Berlin belediye başkanlığı yapan Prof. Reuter( Türkiye’de sabretmeyi öğrendim diyecekti sonraki yıllarında), Ankara’da Genelkurmay binası, Savunma Bakanlığı, Danıştay binası. Çankaya Köşk’ü gibi kamu binaları başta olmak üzere bir çok yapının mimarı olan Atatürk’ün davetiyle görev almış ünlü mimar Prof. Clemens Holzmaister bu isimlerin birkaçı sadece..

 

Dört yüzyıl önce İspanya’dan kaçan Yahudilere kucak açan bu topraklar, Hitler zulmünden kaçıp kendilerine sığınan bilim insanlarına da “emin belde” olmuş, tarihe onurlu bir kayıt düşmüşlerdi 2. Cihan harbi yıllarında.

 

Dünya’nın gelmiş geçmiş en önemli bilim insanlarından kabul edilen Albert Einstein da, aynı akıbeti yaşamıştı. Mülteci bilim adamlarına yardım amacıyla kurduğu dayanışma derneği adına “Ekselansları Atatürk” diye başlayan bir mektupla genç cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’ten bu konuda destek istemişti. “ekselanslarının sadık hizmetkarı olmaktan şeref duyan, Prof Einstein” cümlesiyle sonlanan mektup 17 Eylül 1933 de postaya verilmişti. Bugün mektubun orjinali Paris Kütüphanesinde saklanmaktadır.

 

1944 yılında Nazi Almanya yönetimiyle bütün diplomatik ilişkilerini kesen Türkiye savaştan en az zararla kurtulmanın yolunu aramıştı. O gün sayıları 1800 leri bulan her meslekten Alman mülteci için Türkiye’de yeni bir dönem başlayacaktı. Bir anda vatansız(haymatlos) durumuna düşen mülteciler Kırşehir, Yozgat ve Çorum’da enterne edileceklerdi. Çocuklar, kadınlar, aileler, tüccarlar, sanatçılar, politikacılar, bilim adamları henüz Ankara ve İstanbul’daki yaşamlarına alışamadan kendilerini iç Anadolu’nun uçsuz bucaksız bozkırlarında buldular bir gecede.

 

Osmanlı döneminde de sürgün kentleri olan bu üç Anadolu şehri misafirlerine çok güzel ev sahipliği yaptılar. Özellikle Çorum’da cami imamları ve alevi dedeleri halka, misafirlere yardım edilmesinin sevap olduğunu belirten konuşmalar yaptılar. Fakir Anadolu insanı Almanları “eski dost” kabul ettiler Çanakkale’deki “cephe arkadaşlığını” hatırlayarak.

 

Mülteciler de bu fakir ve onurlu halkın iyiliklerini karşılıksız bırakmak istemediler. Dülgerlik, matbaa ustalığı, metal ustalığı, terzilik gibi meslek sahipleri bildiklerini yerel halka cömertçe öğrettiler. Kimi üniversite hocaları müzik, tiyatro, spor gurupları kurarak çocukları eğitme yoluna gittiler. Kırşehir’deki termal su kaynaklarının bulunması da bu gurupdan bir prof.un sayesindedir. Mülteci alman kadınlar, hemşireler de  yereldeki hemcinslerine çocuk bakımı, kadın hastalıkları tedavi yolları, örgü örme gibi konularında bildiklerini anlattılar.

 

Son dönemde bazı yanlış politikalar ve hamaset söylemleri yanında, Avrupa’nın basiretsiz politikacıları eliyle hasar alan Türkiye-Avrupa ilişkilerine bir de buradan bakalım istedim. Gündelik siyasetin hayhuyuna teslim edilemeyecek kadar köklü ilişkiler vardır Avrupa ile Türkiye arasında...

Bu yazı toplam 585 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Post Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 044 550 50 50 | Faks : 00 41 44 666 02 71 | Haber Scripti: CM Bilişim